Okumanın ve Kitapların Kutsallığı

R.W. Emerson “Bir erkeğin kütüphanesi bir tür haremdir,” diye buyurmuş. Peki, doğru mudur? Ya da en baştan sormamız gereken bütün soruları soralım da rahatlayalım. Neden kitap okuyoruz ve okuma eylemini kutsuyoruz? Bu kutsallık ile haremin bağlantısı ne? Kitap okumaya ilişkin modern çağda sergilenen bazı davranışlar hangi içgüdülerin sonucu? Bu yazıda bu soruların büyük çoğunluğuna cevap vermeyeceğim. Zira sadece sizi yazıya odaklamaya uğraşıyorum. Efendim, yâd ellerde bookporn (kitap pornosu) denen bir hadise var. Tıpkı şu yemeklerini yemeden önce, onların ne yediği hususunda merakından ölmek üzere olan ve bunu bekleyen güruha göstermek eylemine “foodporn” diyor ya ecnebiler, hah bu da öyle bir şey işte. Kitap pornosunun ana motivasyonu ise elimizdeki kitaptan takipçilerimizi, arkadaşlarımızı ve belki de tanımadığımız koca bir güruhu haberdar etmek. “Okumayacağım kitapları aldım, ama resmini paylaşıyorum, çünkü bunu alabilecek güce sahibim”, “O kadar kültürlüyüm ki, şimdi kültürüm sana ne kadar cahil olduğunu gösterecek”  gibi düşünceler geçtiğini düşünebilirsiniz. Ya da tam tersi, bu durumun paylaşılan insanlara okuma arzusu kazandırdığını iddia edebilirsiniz. Ancak bu durum, kitapların kutsallık ve saygınlığına zarar mı veriyor yoksa faydası mı var karar verebilmiş durumda değilim. Hele ki, Emerson’un güzel aforizması sonrasında, acaba ben de sürekli haremimi başka gözlere açan bir ahlâksız mıyım diye kendime sürekli soruyorum.

Geçen ayı kapatırken kitabın ve kitap okumanın kutsallığından bahsediyordum. Evet, belki mâkul pek çok kitap okurunun içgüdüsel olarak da kavrayacağı üzere, kitapların ve okumanın kutsallığı, dinlerden ve kutsal kitaplardan kaynaklanıyor. Eğer dini metinlerin dikte ettiği, binlerce yıllık tarihleri bir kenara bırakacak olursak, dünya tarihinin ilk tek tanrılı dini ve bu dinin manifestosu kabul edilecek Tevrat’ın ne zaman yazıldığına dair ulaşılabilen en eski tarihin M.Ö. 1312 yılı olduğu söylenmekte. Elbette bu tarihin kesinliğine itirazlar olduğunu da ilave etmeliyim. Zira Hz. Musa’dan önce, Hz. İdris’e nam-ı diğer Enok-Hanok’a indiğine inanılan bir “Enok Kitabı”ndan da bahsedilmekte. Üstelik İslam tarihinde, kendisine 30 sayfadan fazlası verilmemiş olduğu söylenmesine karşın, bugün bu kitabın bulunan orijinal kopyasından çoğaltıldığı iddia edilen bir sürümü bu bilgiyi reddetmekte. Bu yeni sürüm kutsal kitabı da merak ediyorsanız, bugün satın alıp okunabilir. Sadece Google’a “Peygamber Enok’un Kitabı” diye sormanız yeterli. O zaman Hermes yayınlarından çıkan; kutsal kitaplarla benzer şeylerden bahsetmesinin yanı sıra, devler, düşmüş melekler ve henüz gerçekleşmemiş tufandan bahseden kitaba ulaşabilirsiniz.  Bu bilgilerin yanı sıra, dinler tarihi ve antik çağ mitolojisini harmanlamış bir okuma düsturunuz varsa zihin jimnastiği yaptıracak pek çok ayrıntı bilgiyi özümseyerek yeni fikirlere ulaşabiliyorsunuz. Örneğin Peygamber Enok ile Sümer Tanrısı Enki’nin özellikle tufan hikâyelerinin benzerliği sebebiyle aynı kişi veya “şey” olduğu yönünde beyninizde söndürülemez yangınlar çıkıveriyor. İşte bu yüzden de kitapların kutsallığına geçmeden, kutsal kitapların ilk örneği olduğu iddia edilen bir yazma hakkında bir şeyler okuyor olmanın hepimize yardımı olabilir diyerek size kitabı tavsiye edip konuya devam edeyim.

Acaba, ilk kitapların basılmış olduğu çağlarda da, herhangi bir kitaba sahip olmak ve bu kitaba sahip olmak sebebiyle başkalarına, amiyane tabiriyle hava atmak mümkün müydü bilemiyorum. Eski Yunan ve Roma açısından bakarsanız, bir “kitap” kavramından daha çok “volumen” denilen yazmaların içerisinde bulunduğu ciltler varmış. Mesela, Yunan agoralarından herhangi birine elinde bu “ciltlerden” biri ile oturan veya Roma senatosuna elinde “ciltler” ile gelen insanlar arasında nasıl sohbetler oluyordu diye merak edenlerdenim ben.

Eminim ki, gördüğü şeyler üzerine pek çok kelam eden Cicero gelecekte sözlerinden pek çok farklı kitap devşirileceğini bilemediğinden, telif üzerine birkaç kelam etmediği için epey hüzünlü ölmüştür. Bununla birlikte günümüzde kitaplar eskisi gibi ulaşılamaz nitelikte olmadığı için de kutsallıkları bir miktar yara almış olabilir. Nihayetinde, zamanında sadece sultanlar, krallar, vezirler ve bazı önemli devlet adamlarının zenginliğini gösteren bir lüks olan “kütüphane sahibi olma”, bugün belirli maddi kıstasların çok az üzerinde yaşayan pek çok insana nasip olabilmekte. Örneğin, Cicero’nun “Yasalar Üzerine” etmiş olduğu kelamların, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanmış, dilerseniz ciltli, ekonomik olsun isterseniz karton kapaklı halini kütüphanenize dâhil edebiliyorsunuz artık. Bu kitabı kütüphanenize sokmakla kalmayıp okumakla da, yasanın da tıpkı kitabın kendisi gibi kutsal olduğu, doğrudan Tanrı’ya bağlandığı gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Cicero’nun felsefi ve hukuki tiratları bir yana, aslında bu, konumuz itibariyle de üzerinde durulması gereken bir husus. Tarih boyunca yazılı olma kuralı ile hayat bulan en önemli nesnenin yasa olduğu bir gerçektir. Bunun konumuzla veya kitapların kutsallığı ile ne alakası olduğunu açıklamam gerektiğinin farkındayım. Şöyle başlayalım o halde; bütün çok tanrılı dinler ve tek tanrılı dinlerin kutsal kitapları aynı zamanda o dine mensup olacak kimselerin yaşama şekillerini düzenleyecek dogmatik yasal metinlerdir. Dogmatiktir, zira bizzat Tanrı tarafından kendi hükümlerinin güncellenmesi, bir önceki hükümlerin hatalı olup olmadığı, dolayısıyla Tanrı’nın, Tanrılık vasfını yerine getirip getirmediği gibi bir takım döngüsel sorgulamaları hayata geçirecektir.

Kutsal kitapların, aynı zamanda yasal metinler olması, yasanın Cicero’nun kitabında sıklıkla üzerinde durduğu “Tanrı’dan gelen kurallar” olduğunu göstermekle kalmaz, aynı zamanda yasa ve ona bağlı olan tüm yasal unsurlara üstü örtülü bir kutsallık bahşedildiğini anlamamıza sebebiyet verir. Bugün hâkim karşısındaki korkulu saygı ve hukukçu kibrinin en önemli sebeplerinden birisi, hukuk felsefesinin insan davranışlarına ve hatta dnalarına kadar sızmış olan “yasal kutsallık” ile ilişkilendirilebilir. Bu aynı zamanda çok okuyan kibri ve kitapseverin kitap okumayana uyguladığı faşizmi de açıklayabilir. İşte bu konuda daha ayrıntılı bilgiler edinmek ve günümüzdeki pek çok hukuki aksiyonun sebebini, yeterliliği veya yersizliğini idrak edebilmek için Cicero’nun taze çıkmış “Yasalar Üzerine” adlı kitabını da heybemize ekleyerek anlatmaya devam edebilirim.

Peki, eskiden daha da kutsal olan, kitap, okumak, bilgi sahibi olmak gibi kavramlar şimdi neden eskisi kadar etkileyici değiller. Aslında bu kutsallığın katili, yazının bizzat kendisi. Yazmanın, kitap sebebiyle kutsal olsa da, okumak kadar kutsal olamayışının, bir türlü kitap ve okumak kadar ilgi çekemiyor olmasının bunda payı var. Üstelik bu var oluş sayesinde intikamını da alıyor. Kutsallığı her geçen gün zedelenen hukuk ve ahlak kavramlarına saldırarak yapıyor yazı bunu. İşin garibi içindeki yazılar nedeniyle kutsal hale gelen kitaplar, yine yazının devre hükmetmesi sayesinde gittikçe basitleşiyor, değersizleşiyor. Bu tıpkı, mitten intikam alan yazıya ilişkin ufkumu açan Kamal Abdulla’nın Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanan “Gizli Dede Korkut” isimli kitabını hatırlatıyor bana. Okudunuz mu bilmiyorum, ancak Kamal Abdulla çok parlak bir tahlil gücü ile Dede Korkut destanı üzerinde önce varyant farklılıkları, sonra da mit ile yazının güç ve zayıflıkları üzerinden inanılmaz bir değerlendirme ortaya koymuş. Kitabı bitirdiğiniz vakit, sadece Dede Korkut destanı için değil, önünüze gelebilecek pek çok mitolojik metin için benzeri tahlilileri yapabilecek bilimsel aydınlığa kavuşuyorsunuz desem yalan olur. Zira herkes okuduğunu çok güzel idrak edip, oradan kazandıklarını uygulayabiliyor olsaydı, günümüz toplumuna düşmemiz mümkün olmazdı. Şu an ikinci Atlantis’te falan yaşıyor olurduk muhtemelen.

Bunu daha sonra tartışırız. Yazı, insanlık tarihinin tüm mitlerinden, tüm destanlarından ve hatta tüm kutsallarından intikam alıyor bu çağda. Birbirinin taklidi olan romanlar, yüzyıl öncesinde var olmayabilecek sakat doğmuş yazım türleri, roman alt başlığında her geçen gün çoğalan “tasavvuf altı postmodern üstü roman” vb. tanımlamalar ile yazı bu kutsallığın ırzına geçiyor. Kutsallık kazanmak, ölümsüz olmak ve tarihe kendi adını bırakmak adına yazıyı kullanan bireylerin büyük çoğunluğu, genellikle o ölümsüzlük titrini yok etmeye çalışmaktan başkasını yapmıyor. Gözlerimiz ısrarla, “yeni” Dede Korkutlar, “yeni” Yunus Emreler “yeni” Dostoyevskiler, “yeni” Proustlar, “yeni” Tolkienler, “yeni” Kingler arıyor. Eskileriyle yetinebilmek gibi bir huyumuz olmadığı gibi, birinin yenisi değil, kendimiz olmak gibi bir gâyemiz ise hiç yok. Yazarken sürekli taklit halinde kalem sahibi. Çünkü kalem sahibinin, bir an önce “kutsal” olması lazım ve bu kutsallığı temin adına paramparça edemeyeceği hiçbir tür, hiçbir roman, hiçbir yazar önemli değil. Kalem sahibi bir an önce ölümlü zırhından sıyrılmalı efendiler.

İşte bu kutsallık yarışını bilerek okuyun kitaplarınızı. Bu kelimelerin sahibi der ki, son yıllarda çıkan kitapların arasında “kalem sahibinin” okumuş olduğu kitaplar, yazarlarının okuduğu kitapların bileşkesi olmaktan azı olup, farkında olmadan tüm okuduklarından izler yansıtıyor. Bu bileşkeyi parçalayıp, yeni bir şeyler yansıtan kitap sayısı çok çok az. Bu yüzden herkes bir kitabı değerlendirirken, “romanda Bay Gambilibombi’nin empresyonist etkileri yoğun olarak görülebiliyor” tarzı söylemlere girişebiliyor. Peki, kutsallığın kaybolması, kitapların üst üste konularak resimlerinin çekildiği ve paylaşıldığı günlerin, kitapları kapitalizmin bir metası haline getirmesi, kitabı ve insanı gittikçe basitleştirmesi, haremini başka gözlere açması gibi şeyler yanlış mı? Bence değil. Zira kutsallık dediğiniz şey sadece Tanrı için. Eğer onun varlığında birleşmek gibi bir niyetimiz yoksa, basit kalalım gitsin. Yok o varlıkta “tek” olacaksak da bu kutsallığa erişebilmek için yapılması gereken en önemli şey, ilk ve basit olmak. Tıpkı yaratıldığımız ve ona en yakın olduğumuz andaki gibi.

Ha unutmadan, bu ayın şifreleri; 3-12-19-38-40-42

*Ayarsız Dergi Nisan 2017 sayısında yayımlanmıştır.

En Çok Okunanlar

Diğer Başlıklar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz