Hepimiz aslında deliyiz! “Tabi ya, sen söyleyene kadar farkında değildik” diyor olabilir çoğunuz ama gerçekten farkında olmamak için ciddi çaba harcadığımızı bu yazıyla bir şekilde ispat edeceğim size. Günümüzde ihtiyaçlara ulaşmak anlamında imkânlarımız muazzam. Yemek, giysi, barınma benzeri, Maslow piramidinin en altında yer alan ihtiyaçlar dışında bilgiye ya da bilgiyi içeren kitaplara, yazılara ciddi bir efor sarf etmeden, hakikatte değeri ve maddi olarak ederi bulunmayan plastik kartlarda, bize içine yüklendiği söylenen elimizle tutmadığımız kağıtlarda yazan bir takım rakamlarla ulaşabiliyoruz. Kısaca para da diyebilirdim; ancak o zaman eğlenceli olmazdı.
Yukarıda verilmiş genel tanıma, paradan değil kredi kartlarından bahsediyorsun diyerek itiraz konulabilir. Ancak Lidyalıların bulduğu da bugünkü teknik anlamıyla para değildi. Onlar, ihtiyaçlar karşısında mala karşı mal takası yöntemini terk ederek, ihtiyacı duyulan nesne karşılığında, toplum algısında değerli addedilen madenlerden yapılmış bir değişim aracıyla, nesnelerin takasının mucitleriydi. Velâkin bugün sağda solda, arkalarından “parayı buldular” diye biteviye söylenip duruyoruz.
Bazı madenlerin veya mücevherlerin göz alıcılıkları ve görünüşü dışında ihtiyaç malzemelerine karşı üstün hiçbir tarafı olmamasına rağmen, bunun insanlar arasında bir değişim aracına dönüşmesi belki de deliliğimizin başlangıcı. Henüz gümüş, altın gibi madenlerin veya mücevherlerin bir değişim aracı olması dışında temel ihtiyaçlarımızı karşılamak konusunda nasıl bir faydası olduğunu idrak etmemiz mümkün olmamışken, toplumların son 150 yılına atılmış en büyük kazıkla bunu idrakımız daha da lekelendi. Bir Yahudi kazığı olan “bankacılık” müessesi, insanların yeterince delirmediğini düşünmüş olacak ki bizleri banknotlarla tanıştırdılar. Banknot; yani bir diğer tabiriyle banka notu. Daha da açacak olursak herhangi bir bankanın bir kâğıda, burada şu kadarlık altın, gümüş veya madene denk gelen ve birimini bizim ayarladığımız bir değişim aracı var deme şekli. Yani üzerinde süslü şekilde yazan rakamların karşılığında yemek yiyebildiğimiz, giyinebildiğimiz, barınabildiğimiz ancak neyin değerini hangi saiklerin nasıl belirlediğini bir türlü kavrayamadığımız o müthiş çılgınlık.
Üstüne üstlük tüm dünyanın buna iman etmesiyle ayyuka çıkmış deliliğimiz bir anda hatırlanamaz hale gelmiş durumda. İhtiyaç giderecek hiç bir değeri olmaması gereken bir metayı kazanmak için fikri ve fiili emek ortaya koyup bunu en temel ihtiyaçlarımızı gidermek için kullanmaktayız. Çağlar önce yemek, barınma, giyinme gibi ihtiyaçlarını karşılamak için efendilerinin her dediğini yapan başka bir toplumsal sınıf daha vardı: Köleler.
“Abartma yahu” diyenleri duyar gibiyim. Ancak abartmamız lazım. Nitelik olarak benzeşmiyor gibi görünse de, basit kâğıt parçalarının insanın efendisi olduğu gerçeği karşısında, her efendinin de kölelere ihtiyaç duyduğu gerçeğini yadsımak, abartmaktan daha kötü. Gelişen teknoloji köleliğimizin vasıf değiştirmekte olduğu bir çağı getirmekte. Artık elimizde en azından “kâğıt” gibi maddi bir varlık olması bile istenmediğinden, madden var olmaması gereken kağıtlar yerine, bu kağıtların üzerinde taşıdığı rakamları, bankaların içinde saklayan hayali sistemlerin emrindeyiz artık.
Kredi mağduru insanların, madden eline hiç geçmemiş bir paranın, “A kişisinin 100 birim parasını saklıyorum” diyen bankalara hayalinin misliyle fazlasını geri ödemekten başka zorunluluğu yok. Sistem ve teknoloji çöktüğü anda tamamen fukara bir dünyaya gözlerimizi açmamız imkân dâhilinde. Velâkin, sistem kendi döngüsünün çökmemesi için haddinden fazla vahşileşebilecek bir konumda. Üretme özürlü bir çoğunluğun, tüketmekten başının döndüğü bir sistemin vahşileşmemesi mümkün değil zaten.
Şimdi delirdiğimize inanıyor musunuz bilmem ama dünya çapında toplu bir delilik yaşadığımız konusunda düşünmelisiniz. Hepimizin bankalarda gerçekte var olmayan birikimlerimiz, emeklerimizin karşılığında ücret olarak kâğıtlara yazılmış hayaller karşılığında çalıştığımız saçma bir rüya gibi bu dünya.
İşte bu algı insanı gerçek hayattan kopartıyor. Hayatımızdaki her şeyin odağı, ilgisi, maddi ve fiili hiçbir karşılığı olmayan, süslü kâğıtların üzerine yazılmış ve daha sonra o bile çok görülerek, manyetik kartların içinde olduğuna inandığımız rakamların peşinden koşarak geçiyor.
Manipülatif bir oyun günümüzde burun buruna yaşadığımız. Manipülatif çünkü an ben an değişebiliyor. Devrin kıstaslarına göre zengin olduğunuzu bol sıfırlı paralarınız olduğunu düşünün. Zenginliğiniz, şehrinize bombalar düşmeye başladığı an veya bir elektromanyetik darbede acıklı bir sefalete dönüşecek. Veya sefalet içinde bomboş bir şehirde, bok böceklerinin topladığı yuvarlak topların çok kıymetli olduğu ve bir değişim aracı olduğu yalanına tüm dünyayı inandırarak kıyamet sonrasının en zengin insanı olabilirsiniz.
Yazık ki dünya nüfusunun yüzde 95’i para denilen iplikleri tutup kendisini oynatmakta olan kuklacının kim olduğunu asla öğrenemeden ölüp gidecek. Öğrenenler de bu bilgiden hiçbir fayda sağlayamayacaklar. Çünkü bir arada hareket etme ve kolektif menfaati savunma becerisi olmayan kalitesiz bireylerden mürekkep bir varlık insan. Çünkü kalitesiz insanları yaratan, kalitesiz sistemler. Ve ne kadar kaliteli olursak olalım, ne kadar biliyor olursak olalım; her daim kendisini daha bilgili, daha başarılı, daha kaliteli zanneden, toplumdan çok kendini düşünen kalitesiz insanların başını çektiği, süslü kâğıtlar karşılığında köleliğe zorladığı bir sistemin tahakkümü altında ezileceğiz.
Çünkü sistem, bireyden üstündür!



