Fil, Fail, Fiil

 

Ne kadar düşünürsem, o kadar fazla şey çıkıyor. Sanki dünyanın bütün düşünceleri birbirlerine görünmez bir zincirle bağlanmış da, benim onları birer birer tesbih misali çekmemi bekliyorlarmış gibi. İşte karşılaştığım bir sorunu düşünürken, oradan kendimle ilgili bir düşünceye, kendimi düşünürken çocuklarımın sağlıkları, eğitim durumları, onlarla geçirdiğim zamanla ilgili düşüncelere, oradan da evde halledilmesi gereken başka bir düşünceye ışınlanıyorum. Nicedir, evde çocuklarım önümde masum masum oynarken, “acaba çocuklarımla oyun oynamaya biraz zaman ayırsam mı?” diye düşünürken buluyorum kendimi.

Bu kırılmaz bir döngü haline gelmiş fark etmeden. Zira aynı şekilde önümdeki bir işi yapmaya çalışırken “acaba bunun ekinde şöyle bir şey yapayım mı yapmayayım mı?” diye düşünüyorum. Ya da daha yakın bir örnek, evdeki tuvaletin tamir etmem gereken (laf aramızda böyle ufak tefek tamirlerden anlarım) bir kısmı var, ama ne zaman tuvalete gitsem hâlen tuvaleti tamir etmediğim aklıma geliyor ve “bu hafta sonu şurayı tamir edeyim” diye düşünüyorum.

Ne garâbet ama. Bütün bu düşünceler yerine Nike spor ayakkabılarının muazzam mantalitesini şiâr edinip “sadece yapsaydım” bunca düşüncenin zihnime getirdiği yorgunluktan kurtulmuş olacaktım. Buna zihin hamallığından başka bir şey denemez. Önemli olan bunu idrak edebilmek. İki bilinen örnekle pekiştirmek istiyorum bu hususu.

İzleyenler bilir. Matrix filminde, Neo birader ilk sıçrayışını yapmak üzere bir sıçrama simülasyonuna bağlanır. Morpheus abimiz uzun uzun anlatmak yerine Neo’ya “Ne o, tırstın mı?” bakışı eşliğinde “free your mind” yani zihnini özgür bırak der. Sonra hoooop koca gökdelenlerin birinden diğerine sıçrar. Peki Neo birader ne yapar “free my mind” diye tekrarlaya tekrarlaya zihnini özgür bırakması gerektiğini “düşünür”. Sonuç yere çakılmak olur.

Bir diğer örnekte ise Ken Watanabe’nin kendisini oyunculukta epey gömmüş olmasına rağmen, son samuray olmakla şereflenecek Tom Cruise’un kılıç antrenmanı sahnesidir. Elin Japonlarından, beline beline, kürek kemiğine, kafasına, sırtına ver Allah ver sopa yiyen Tom abinin bu durumuna içerleyen samuray namzeti kardeşimiz koşarak gelir ve nâtamam İngilizcesi ile “too many mind” der. Etrafındaki her şeyi kafasına taktığını, her şeyi düşündüğünü anlatmaya çalışarak ana felsefeyi Tom ile birlikte seyirciye zerkeder. “No mind!”

İşte düşünce ile ilgili sorun budur. Çok düşünmek, fiile geçmeye engeldir. Çünkü adımını atarken, yemeğini yerken, işini yaparken, karar almaya çalışırken sürekli düşünüyor olmak hakiki anlamda bir fiilin faili olmaya engeldir. Yaptığınız işin faili olamamak o işin bütün sorumluluğunu almanıza engel olur. Evrenin akışkanlığına bir darbedir vurduğunuz.

Çoğu zaman bilinçsiz taksirle meydana gelmiş bir hata sonrasında bu hatanın sahibinden şöyle bir özür cümlesi çıkar: “Ben bu şekilde iyi olacağını düşünmüştüm”. İki hata birden çıktı mı ortaya sayın okur? Düşündük ve sonuç kötü çıktığı için, düşündüğümüz gibi olmadığı için fiillerimizin sorumluluğunu alamadık, faili olamadık. Sorunumuz bu.

Ehli için son kez pekiştireyim; eğer açlığımız yerine yapmamız gerekene odaklanmış olsaydık, karnımızı doyurduğumuz fil kebabı*, kocaman ayakların altında ezilmemize sebep olmazdı.

*Mesnevi okumuş olanlar için fil kebabı tanıdık gelecektir.

 

En Çok Okunanlar

Diğer Başlıklar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz