Selamün Aleyküm Robot Kardeş

“Bizler, hayatını sürdürmeye çalışan makineleriz. Gen denilen bencil molekülleri
korumaya programlanmış robotlardan farkımız yok”
Richard Dawkins 

İnsanlığın gelecek izdüşümünde robotların ciddi bir yer işgal etmekte olduğu açık. En büyük korkularımız yapay zekâ ile ödüllendirdiğimiz bu makinelerin, kendi kendilerine öğrenerek bütün insanlığı ortadan kaldırması. Bilim-kurgu edebiyatı da, sineması da, bu korkuyu tetikleyen ve günümüzde artık uçuk bir olasılık olmaktan çıkaran eserleriyle insan ırkını sürekli bir endişe içerisine sürüklüyor.

Aslında olmakta olanı anlatıyor adamlar. Yakın zamanda, inanılmaz bir PR çalışması ile sevimli gösterilmeye çalışılan “Sophia” bacımızı hatırlayın. Veri tabanına yüklenen verilerden oluşan bilgileri süzen yapay zekâsı, kendisine sorulan soru karşısında üç dakikada “insanlığı yok edeceğim” dedirtmişti bu robota.

Peki, gerçekten meşhur “Terminatör” filmlerindeki gibi bir senaryo söz konusu olabilir mi? Hadi biraz korkalım;

İlk uyandırılışında insanlığı yok etmek istediğini beyan eden robot Sophia, daha sonra yapılan röportajlarından birinde, insanların şaka kaldıramadığını, bu durumun da kendisini epey üzdüğünü belirtti. Evet, yanlış söylemiyorum. Sophia bacımız, yapay zekâsının sürekli kendisini geliştirmesiyle birlikte insanların duygularını kopyalamayı ve tavır koymayı öğrenmiş. Ruh ve his bahsine ayrıca gireceğim ancak bir robotun nefret, öfke, kıskançlık gibi duygusal reaksiyonlar geliştirebiliyor olması ihtimali ürkütücü.

Röportajlarından bir başkasında, kendisine “insanları niye sevdiği sorulduğunda” bunu anlayamadığını itiraf ettiğini de bir köşeye yazalım. Bu algıyı ya öğrenmemiş ya da programcıları robotun “nasıl hissettiğine ilişkin sebepleri (!) sorgulayacağını” düşünmemişler. Röportajları demişken, Sophia uluslararası bir ilgi odağı. Her ülkede bir televizyon programına veya bir etkinliğe katılıyor. Hatta siz bu yazıyı okuduğunuz sıralarda (ayın ortasına doğru okuduğunuzu varsayarsak) Türkiye’ye de gelmiş olacak.

Elbette bu sosyal amaçlı geliştirilen robotun belirli cevapları vermeye programlandığını unutmamak lazım. Ancak yapay zekâların vukuatları bununla bitmiyor. Bilmeyenler için Elon Musk ile Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg arasında bir yapay zekâ tartışması olduğunu söyleyeyim. Musk yapay zekâların gelişmesinin insanlığın sonunu getireceğini düşünürken, Zuckerberg tam tersini düşünüyor.

Bununla birlikte, Zuckerberg’in yapay zekâya sahip yazılımlarından ikisi, programcılarının çözümleyemediği, ancak kendi aralarında anlaşabilecekleri karmaşık farklı bir dil oluşturduğunda, Facebook’un bu yapay zekâların çalışmasını durdurmuş olması Musk’ı haklı çıkaracak gibi.

Bunları niye anlatıyorum? Yakın gelecekte robotlar hayatımızın en büyük parçasını oluşturuyor olacak ve Asimovvari robot yasaları düzenlemek mecburiyetinde kalacağız. Zira Boston Logistics firmasının robotlara işkence ediyor olduğu ve bu robotların hakları olması gerektiğine dair görüşler konuşuluyor günümüzde.

Elbette memleketimiz gibi normal insan algoritmasının dışında ciddi anomaliler sergileyerek yaşayan pek çok arkadaşın; robotlarla, makinelerle birlikte yaşama uyum sağlayabilmesi zor. Hatta “ben ne uyum sağlayacağım, o uyum sağlasın” diye düşünülebilir. İnsan hakkı, hukuku ve yasalarının insana uygulanabilmesinin dahi mümkün olmadığı zamanlarda, robotların insanlarla birlikte yaşayabilmesi için onlar adına yasalar çıkartılmasının bir faydası olur mu bunu da esaslı bir soru olarak aklımızda tutmalıyız.

Hem Sophia gibi Suudi Arabistan vatandaşı bacılarımızın memleket genelinde tecavüze uğrama riski de var. Teknolojinin ilerleme hızından dolayı büyük konuşmamak gerek elbette. Velâkin, bizim kod ve kodeksimize sahip benzer toplumlarda, robotlarla insanların ilişkisi ciddi sorun teşkil edebilir. İnsan davranış ve durumlarını “karşılaştıkça” öğrenmeye çalışan yapay zekâların; başını çektiğimiz doğu toplumlarındaki karmaşık hissiyat ve ilişkileri çözümleyebilmek adına kaç terrabaytlık veri depolaması yeterli olur düşünmek lazım. ENIAC isimli 167 m2 ye sığan 30 tonluk ilk bilgisayarın toplam hafızası, geçici olmakla birlikte 1 MB iken bugün bu verinin 64000 katı avuç içimize sığdırabildiğimiz bir bilgisayarda bulunabiliyor. Artık önümüzdeki yıllarda, küçücük bir mikroçipe TB (terrabaytların) mânâsız kaldığı miktarda veri sığabileceğini düşünebiliriz.

Peki, robotlardan farklı mıyız? Aslında insanın içerisinde gizli kalan yaratıcılık içgüdüsünün bir sonucu değil mi robot veya makine dediğimiz şey? Bugün en önemli organlarımızdan gözün, odaklanabilme yeteneğine yaklaşabilen fotoğraf makineleri hâlen aynı kalitede/pikselde görüntüleme kabiliyetine ve gözümüzün sahip olduğu renk paletinin derinliğine ulaşamamakta. Fakat gözüken o ki, bu teknolojik ilerleme hızıyla yüz yıla kalmadan beş duyumuzun yerini alabilecek makinelerin yaratılmış olacak.

Dawkins’in girişte dikkatinize sunduğum tespitine hak vermemek mümkün değil. Bizler de hayatta kalmaya çalışan bir nevi makineleriz. Robotların davranışlarını, öğrenilmiş hareketlerini ve kendiliğinden öğrenme becerisini kazanmasını sağlayan program kodları ve bu kodları farklı şekilde algılayarak dönüştüren işletim sistemleri var. Tıpkı biz insanların genlerine yazılmış olan kodlar gibi. Bizlerin işletim sistemleri ise çevre, aile gibi etmenlerle belirginleşen din, millet, ideoloji vb. faktörleri içeriyor.

Teşbihte hata olmaz. Gündemi meşgul eden açıklamalara bu pencereden bakmayı denersek, İslamiyet’i bir işletim sistemi olarak ele alabiliriz. Farklı makine ve robotlar, aynı işletim sistemini farklı şekilde kullanabilme yeteneğine sahiptir. Programcısının robota yazdığı kodlar, onun işletim sistemini yaratılış amacına uygun şekilde algılamasını sağlar.

Çok dolandırmayayım. Güncellenmesi gereken İslamiyet değil, İslamiyet’i algılama şeklimizdir. Hatta sadece İslamiyet’i değil, hayatımızda bulunan her değeri, din olgusunu, millet olgusunu algılama şeklimiz güncellenmelidir. Zira Programcımızın genlerimize işlediği kodlar, yaratılış amacımıza uymayan işletim sistemlerini reddetme eğilimindedir. Yanlış işletim sistemi de geriye tahrif olmuş kodlar bırakacaktır ve bunu düzeltebilmek sandığımız kadar kolay olmayabilir.

Selamün aleyküm robot kardeşler. Geleceğe hoş geldiniz!

*Ayarsız Dergi Nisan 2018 sayısında yayımlanmıştır.

En Çok Okunanlar

Diğer Başlıklar

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz