Her Şey Kendiliğinden Olabilir

“İlim, ilim bilmektir
İlim, kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır”
Yunus Emre 

Hiç okuduğunuz bir şeyin içerisinde yer alan bir eksik harf veya konulmamış bir virgülün, anlatılmak istenen şeyi tamamen değiştirebileceğine şahit oldunuz mu? Muhakkak olmuşsunuzdur. Bu defa size daha farklı bir noktadan yaklaşmayı önereceğim. Ya okuduğunuz şeye ilişkin, bu zamana kadar yapılmış olan afaki ve genel tespitler yanlışsa, yanlış yorumlanmışsa veya dikkatten kaçmışsa?

Bu zamana kadar girişte sunulan Yunus Emre’nin şiirinin ilk dörtlüğü ve devamı ile ilgili genel bir kabul vardır. İlmin, kendini bilmek olduğu, kendini bilmeyen adamın ne kadar okursa okusun ilim sahibi olamayacağını belirten bir açıklaması vardır. Bu dörtlük hakkında yapılan açıklamalar, diğer dörtlüklere bakış açıları ve diğer konularla ilgili kapsamlı bir değerlendirme yapacak değilim. Velâkin ilmin yapısını işaret edebilen bir hususun es geçilmiş olma ihtimalini tartışmak istiyorum.

“İlim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” cümlesindeki “kendin” kısmını “kendini” diye yorumlamak yerine “kendiliğinden” diye yorumlamayı deneyelim. Acaba burada bir ilme sahip olmak için kişinin kendiliğinden bilmesi gereken bir şeyin varlığı mı gereklidir? Kişinin kendiliğinden bilmesinden kastın, istidat, eğilim olarak yorumlanması gerektiğini düşünüyorum. Misal verecek olursak, herhangi bir müzik enstrümanı çalmaya istidadı olmayan bir şahsa, müziğin teorisini, armonisini, enstrümanın çalınmasında kullanılan bütün matematiksel ögeleri anlatsanız da, söz konusu o enstrümandan anlamlı sesler çıkartmak veya bir enstrüman çalmıyor olsa dahi sıfırdan bir senfoni yazmak olduğunda bu konuda bir istidadı yoksa başarılı olamayacaktır. Beethoven’ı düşünmenizi istiyorum. İstidadı, duyma yetisindeki yoksunluğunun üstünü nasıl da örtüyor bakmak lazım. Misalini verdiğimiz müzik bir ilim midir? Evet, kim değildir diyorsa, bu andan itibaren yazıyı okumayı bırakıp, muhallebi yemeye gidebilir.

Konuya geri dönecek olursak, Yunus Emre belki de burada istidat ile birlikte hareket eden sezgisel bir bilgiden de bahsediyor olabilir. Zira nice okuduğumuz hâlde, kendiliğimizden bilemediğimiz yani içimizde o ilme ulaşmak için kapıyı aralayacak istidadımız yoksa ilim de yoktur denilebilir. Nitekim Yunus Emre’nin yazdığı devam eden dörtlüklerde de, Kişi Hak’kı bilmek (Burada kişi, Hakk’ı bilmek de olabilir) elifi bilmek gibi kavramlardan bahsedilmektedir.

Kişinin hakkı yani kul hakkı da olsa, kişinin Hakk’ı bilmesi de olsa, elifi yani kimilerine göre doğruluğu, kanaatimizce alfabenin başlangıcını bilmek de olsa, bu bilmeler sezgisel bilgiye sahip olmakla ilgili yorumlanabilir. Bir adada, bütün bilgilerden uzakta doğan ve bir şekilde büyüyen bebeklerin hayat-ı idame bilgisi, karınlarını nasıl doyurmaları, nasıl su içmeleri ve hatta nasıl nefes almaları gerektiği bilgisini okuyarak öğrendiğini kabul etmek sizce mümkün müdür?

Kutadgu Bilig’i de bu gözle okumak gerekir. Mutluluk veren bilgi anlamına da geldiği belirtilen bu bilgiyi Yusuf Has Hacip’in dizelerini okuduktan sonra hemen elde ettiniz mi? Sanmam! Bu eseri okuyup da mutluluk veren bir bilgiye sahip olan kişi sayısı sandığınız kadar çok olmayabilir. Zira kimine mutluluk getiren bilgi, başka algı düzeyinde veya istidatta olan kişi için beraberinde onulmaz acılar getirebilir. Düşünün bir, savaş da bir ilimse ve bu ilme sahip olmakla sınırlarınızı, bekanızı, varoluşunuzu düzenleyecek bir savaşı kazanıyorsanız, size mutluluk getiren bu bilgi, sayılanları tehdit eden düşmanınıza ne derece mutluluk getirecektir.

İlme ulaşmak, bin kere hacca gitmek yerine, bir gönle girmenin evla olabileceği bir düzlemi benimsemek değilse nedir? Yukarıda verdiğim savaş örneğini tersten okuyun bir de, mutluluğu getiren bilgi (belki de hakikatin ta kendisi) bizde değil düşmanımızdaysa, sırf kendi gönül ve fikir bahçemizin dışına çıkmaktan korktuğumuz için hakikati ret mi edeceğiz? Bizden olmadığı, Türk olmadığı, Müslüman olmadığı, milli saiklerle hareket etmediği için hakikati haykırdığı aşikar olan, bunu idrak ettiğimiz insanlardan ve onların ilimlerinden faydalanarak gönül ve fikir bahçemizi sulamayacak mıyız? Veya suladığımızda neyi kaybediyor olacağız?

Atın hepsini bir kenara, hakikatin bilgisinin sadece bize ait olabileceğine, düşmanımızdan gelebilecek herhangi bir bilginin sahih olamayacağına iman etmek; herhangi bir yolla veya felsefeyle veya ideayla, sonsuzluğuna şehadet ettiğimiz (uzun bir inanç tartışmasına girmek niyetim yok, bu satırların yazarı inanmayanların da bir şeye inandığını düşünmektedir) ve sadece bizleri değil, bilcümle âlemi yaratan Yüce Yaratıcı’yı kısıtlamak değilse nedir?

Ezcümle; bilgi, ulaşabileceğimiz her yerde olabilir. Kendiliğinden de ortaya çıkabilir. Başından beri içimizde de olabilir ve hatta belki bizzat bilmek üzere, bilginin ta kendisinden yaratılmış olabiliriz.

Kim bilir? Kendin bilen bilir!

*Ayarsız Dergi Mayıs 2018 sayısında yayımlanmıştır.

En Çok Okunanlar

Diğer Başlıklar

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz