Beylik, kalıp cümleler vardır. Bu tip cümleleri bir şeyi anlatmaya başlamadan önce dikkat çekmek için kullanmaya gayret gösterir kalem sahibi. Ancak bu yazıda mümkün olmayacak o cümleleri kullanmak. Zira beylik cümlelerle izah edilmesi pek mümkün olmayan bir romanı anlamaya çalışacağız. Şenol Turan, son zamanlarda başka eserlerde de rastladığımız bir kurgu üslubuna dayanarak inşa ediyor hikâyesini. Farklı karakterlerin gözünden, ilerleyen bir kronolojinin yap-boz parçalarını topluyoruz hep birlikte. Emsallerinden ayrılan yönü ise karakterlerin birer iskambil kağıdıyla temsil ediliyor oluşu. Aslında bu durum ilk başta dikkat çekmemekle birlikte, yazarın biz okurlarıyla bir çeşit iskambil oyunu oynadığını anlamamız için epey mesafe kat etmemiz gerekiyor.
Nasıl bir iskambil oyunun içerisinde olduğunuzu kavrayamıyorsunuz en başında. Bir yanıyla muhtemel bir katili aradığınız için poker suratlı karakterleri dinleyerek bir çözüm bulmaya çalışıyorsunuz. Son bölüme gelene kadar kuvvetlenen şüpheleriniz, elinizdekinin bir döperden daha fazlası olmadığını anlamanızla tuzla buz oluyor. Bir yanıyla da papaz kaçtı oynuyor gibisiniz. Kupa kızı, karo vale, sinek vale, maça vale, karo kızı derken onları etkileyici bir kurgu içerisinde ayrı birer benliğe sahip şekilde seslendirebilen yazarı, yani iskambil destesindeki kayıp papazı arıyorsunuz. Kurgudaki iki küçük yazar müdahalesi bir takım ipuçları veriyor ancak kurguyu toparlayan sanki yazar değil de, roman karakterlerinin anlattıklarıymış gibi hissediyorsunuz. Basit bir noktada ortaya çıkan devamlılık problemi olmasına karşın, bunca farklı karakterin içerisinde yer aldığı ortak bir yaşama sadece bir okur olarak değil, seyirci olarak da katılmanın keyfini sürüyorsunuz. Yine de eğlenceli bir film değil seyrettiğiniz. Çoğunlukla sarsıcı. Aşkın hâlleri arasında duvardan duvara çarpıldığınız oluyor.
İlerlediğiniz satırlar, bir aşk hikâyesi okuduğunuzu söylerken, metne eşlik eden karakterlerin düşünceleri bambaşka alt mesajları heybesinde taşıyor. Karakterler, yazarın birikimini okura hissettirmek için olağanüstü bir çaba göstermiyor. Siz okurken kendiliğinden akıp gelen bu birikimi kitabı bitirene kadar fark etmiyorsunuz. Zira dil çok akıcı. Şenol Turan’ın kanaatimce en büyük başarısı, cinsiyet ve karakter anlamında çok farklı olan tiplemeleri onların bedenine girerek seslendirebiliyor olması. Daha da ilgi çekici olan şey, her karakteri dinlediğinizde, kendinizi ona hak verirken buluyor olmanız. Aslı Mualla’nın arayışı gayet masumane gelebiliyor size, Fikret’in kaçış gerekçeleri de, Zuhal’in isyanı da, Nejat’ın çaresizliği de. Hepsi ama hepsi haklı! Nasıl olur diyorsanız bu da gerçekten yazarın başarısı.
Kitabın arka kapağında hiç kimse gerçeğin üstünü örtemez diyerek selamlanıyor okuyucu ancak sormadan edemiyorsunuz hangi gerçek olduğunu. Belirttiğim gibi yazar iskambil oyunu oynuyor okuyucuyla. Mesela açılan her sayfada kılıç oynuyorsunuz. Her öne sürülen kartın, altından sürpriz başka bir kart çıkıyor. Karakterlerin sayısı, kurguyu dengede tutacak sayıda olduğundan, hikâyelerini birbirine bağlamak zor olmuyor. Hatta bazı karakterler, üzerine düşenleri söyledikten sonra kurgunun denkleminden çıkıp gidiyor.
Kurgunun dışında takdir edilesi bir hususu daha vurgulayıp sizi tek taraflı mağlubiyete sürükleyeceğini inandığım bu iskambil oyunundan azat edeceğim. Mağlubiyet dediğimde olumsuz algılamayın. Yazarın üslubuna ve kurgusuna yenik düşüyorsunuz çünkü. Romanın kapağını kapattığınızda sarsılmakla, çökmek arasında bir yerde beşik gibi sallanıp duruyorsunuz. Çünkü bir polisiye-aşk romanı gibi gözüken şey, aslında insanlığın algıları ve gerçeklikleriyle örülmüş bir manifestoya dönüşüyor. Kadın-Erkek ilişkileri, aşk ve insanda yarattığı duygular, bunların insanı içine soktuğu pek çok hâl ve pek gerilim sayılmasa da insanı ters köşeye yatırmaya hazırlanan bir sona duyulan merak romanın en büyük artılarından. İkili ilişkilere bakış açınızı değiştirecek mucizevi bir formül sunmamakla birlikte olgun değerlendirmeleri ile belirli mefhumları daha net bir şekilde gözünüzün önüne getirebiliyor. Hatta aktarılan bazı hususları neden daha önce düşünmemiş olduğunuzu tekrar ederek hayıflanabiliyorsunuz. Aşkın bir hâli dışında pek çok hâlini, iki farklı cinsiyetin gözünden farklı farklı şekilleriyle nakletmeyi başaran bir esere yenilmek sevindirici olmalı aslında.
Bazen okurlar, yazarın aktarmak istediğini tam orta noktasından keşfeder, bazen ise ondan daha fazlasını yazar düşünmese de bulurlar. Bizim halimiz hangisi bilmem. İskambil kâğıtlarından derlenmiş karakterler ağının içinde bulunduğu sarmal aşkın içerisinde yoğun sembolizm bulunduğunu düşünüyorum. Zira kupanın asaleti ve dikkat çekici göz alıcılığı, maçanın karizması ve savaşçılığı, karonun kendi halindeliği ve sıradanlığı, nihayetinde sineğin unutulmuşluğu ve kullanılmışlığı bir mesaj veriyor. İskambil kâğıtlarına aşina olmayanlar için belirtelim, iskambil destesindeki kupa, maça gibi farklı semboller, asiller, ordu, orta sınıf ve köylü sınıflarını temsil etmektedir. Yazarın da bu temsili özellikle kullandığı kanaatindeyim. Hakeza karakterler bu sınıflara atfedilen özellikleri yansıtmakta çok başarılılar.
Ne demişler, kumarda kaybeden aşkta kazanırmış. “Kupa Kızını As” da okuyucusuyla bir çeşit kumar oynuyor. Aslı Mualla’nın akıbetini tahmin etmeye çalıştığınız bir kumar. Her karakterin aşkta kazanmak için doğru ya da yanlış bir kartı oynadığı tipte bir kumar vaat ediyor. Acaba bu kitapta okuduklarınızdan sonra doğru kartı oynayıp bu kumarı kazanabilecek misiniz? En mühimi kendi ilişkilerinizi de gözden geçiren iç sesiniz bundan gayrı aşkta kazanmak için kumarda kaybetmeyi kabul edecek mi? Bu ve bunlar gibi onlarca soruyu cevaplandırmak veya tamamen cevapsız bırakmak için, kitabın kapağını açmanız yeterli olacak.



