İyi, Galip ve Mağlup: İyiler ve Galipler – Harun Bora Tunç

Dünyayı ikiye ayırabilir misiniz? Evrende her şey zıddı ile kaimse bunu sadece ikiye indirmeyi hak görmek mümkün müdür? Harun Bora Tunç’un İyiler ve Galipler adını taşıyan ve içerisinde iki öykü barındıran kitabında bu soruya bir cevap bulabilmeniz mümkün. Çolpan Kitap, edebi değeri belirli bir kalitenin üzerinde, kalifiye bir edebiyat külliyatı oluşturmaya çalışan güzide bir yayınevi. Söze, Harun Bora Tunç’un irdeleyeceğim kitabının da evvelemirde bu nitelikleri taşıdığını belirterek başlamak gerektiğini düşünüyorum. Kitap içerisinde yer alan öykülerin, üslup, anlatım, aktarım noktalarında birbirinden ayrılan yönleri var. Bu cihetle öyküleri ayrı ayrı yorumlamanın isabetli olduğu görüşündeyim.

Kitaptaki ilk öykü olan “Yansıma”, Çehov’un Doktor Öykülerini okumaya başlarken aldığınız tadı anımsatan, birebir o kadar yetkin olduğunu söylemek abartmak anlamına gelse de, o nüansı yakalayan bir üslupla sizi sayfalara bağlıyor. Yazarın daha önceki yayımlanmış kitabıyla kıyaslandığında üslubundaki büyük değişim fark ediliyor. Elbette burada üslupla ilgili ufak bir şerh düşmem gerekiyor. Ağdalı cümlelerin sıklığı, edebi kıymeti olan leziz tespitlerle birlikte bir riski de beraberinde getirip, okurun kurgunun içerisine girmekte bir miktar sorun yaşamasına ve bazı klişeleri göğüslemesine sebep olmakta.

Şöyle ki, dil öylesine sarmal ve kapsayıcı bir şekilde kelimeleri bir araya getiriyor ki, hayranlık içerisinde okumaya devam ederken birden kurgudan uzaklaştığınızı fark edebiliyorsunuz. Yazarın bunu bilinçli yaptığı düşüncesindeyim. Okuru, kurgu hakkında olası tahminlerde bulunmaktan alıkoymak için düzenlenmiş zekice bir hamle. Yine de süzerek okuyacak dikkatli okurların, öykünün varacağı nihayeti tahmin etmesi mümkün. Belirtilen husus, kurgu açısından okura bilinç kazandırsa da üslubun sersemletici büyüsü sayesinde kendisini okutmaya devam ediyor. Karakterinin sigara bağımlılığı gibi farklı bir okuma hazzı bu.

Aslında burada üzerinde durulması gereken önemli bir mevzuyla ilgili yazarın bizzat ikinci öyküsündeki bir cümleye dayanılabilir. Tunç, ikinci öyküde anlatıcısına “Bir şeyin klişe olmasının, onun gerçek olduğunu değiştirmediğini” söyletiyor. Bu anlamda ilk öyküsünün savunusunu, ikincisinde yapan, kendi haklılığını da oluşturan bir metin olması açısından edebi kıymeti yüksek bir eser olduğu kesin. Bir yandan edebi bir zevk veren dil, bu sersemleticiliği sayesinde bazı klişeleri özellikle görünür kılıyor. Yazarın üslubu ve anlattıkları sebebiyle klişelerden kaçınmadığı görüşüne sahip oldum. Ama onun yorumuna bir cevap verme ihtiyacı da hissediyorum.

Ne yazık ki bir olgunun gerçek olması da, onun klişe olduğu hususunu değiştirmiyor. Dolayısıyla öyküler baz alındığında kelimelerin büyüsünden çıkılabildiği anlarda, klişelerle baş başa kalınabiliyor. Velâkin yazarın bu sorunu aşmak için geleneksel anlatıyı hareketlendiren çok hoş bir tekniği var. O da kurguyu hareketlendirmek için seçtiği belirli ritüelleri, aralıklarla ve aynı detaylarla tekrarlayarak okuyucuyu tabiri caizse kurguya saplamak diyebileceğim bir husus. Kül tablası ile esas karakterin ilişkisi bu anlamda güzel bir örnek.

Kitaba adını veren ikinci öykü ise biraz daha uzatılarak novella tabir edilen kısa romana dönüştürülebilecek kudrette. Yazının başında sorduğum soruları size sordurup, felsefi açmazlara sürüklenirken, Leonard Cohen’in ‘Görkemli Kaybedenler’inin “iyilere” evrilişini görüyoruz. Yansıma’daki üslubun çok daha üzerinde, üstelik okuru bir takım felsefi sorguların içerisinde yoğururken, kurguyu getirdiği noktada hayrete düşürmesi muhtemel. Çok ufak bir iki noktada ana kurgudan bağımsız tutarsızlıklar varsa da bu kısa roman sayılmayı pek çok kez hak eden öyküde göze fazla batmıyor.

Mamafih, pek çok okurun dikkatinden kaçacağına inandığım bir hususu da ayrıca işaret etmek istiyorum. İyiler ve Galipler, geleneksel üslupla yazılmış olmasına rağmen aynı zamanda dikkate değer fantastik anlatı ögeleriyle çevrelenmiş. Fantastik türün ilk ortaya çıkardığı eserlerde gözüken izlekleri anımsatır şekilde, içerisinde belirli bir korkunun, tekinsizliğin mevcut olduğu ve sonu itibariyle fantastiğin en önemli izleği olan belirsizliği iliklerine kadar yakalamış bir öykü.

Özellikle öyküdeki adsız karakterin eşleştirilebileceği, öyküyü gerçek dışılığın sınırlarına taşıyabilecek bağlardan mütevellit bu rahatlıkla söylenebilir. Bunun yanı sıra olağanüstü akıcı bir anlatı olduğu için detaylarda boğulmadan sona ulaşabiliyorsunuz. Sürükleyiciliği, okurda uyandırdığı merak ve oluşturduğu bir nebze tahmin edilemezlik vurucu bir öykü olarak vücut bulmasına sebebiyet vermiş. Kanaatimce sadece bu öyküyü biraz daha uzatarak ayrı bir kitap yapmak çok daha isabetli olabilirmiş.

Elbette son yorumumdan azade olarak, her iki öyküyü de içinde barındıran İyiler ve Galipler, piyasadaki muadilleri arasından sıyrılan pek çok özelliğe sahip. Yazarının üslubuyla, kalemini oynatışındaki keskinlik ve oluşturduğu felsefi alt yapıyla net bir şekilde kaliteli edebiyatı haiz olduğunu ispat etmiş bir eserden bahsediyorum. Hayat mücadelemiz içerisinde kötülere karşı galebe çalmak için yapabileceklerimizi, bu uğurda neleri feda edip, edemeyeceğimizi ve bu mümkünatın hangi noktaya kadar geçerli olabileceğini anlamak için muhakkak okunması gereken bir kitap olduğunu aklınızdan çıkarmadan sizleri sayfaları çevirmeye davet ediyorum.

 

 

*Bu inceleme Ihlamur Dergi Mayıs 2020 sayısında yayımlanmıştır.

En Çok Okunanlar

Diğer Başlıklar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz