Fantastik, köken itibariyle insanın var oluşuna götürülebilse de kültürümüz için yakın olduğu kadar yabancı bir kavram. Sözlük anlamlarından bir kolaj yaptığınızda “gerçeğin dışında, gerçeklikten uzak” gibi tanımlar yapılsa da işbu yazı nihayetinde aslında bu kavramın başka bir karşılığı olduğunu ispata girişeceğim.
Fantastik, onu edebiyatın içerisinde bir tür olarak ele aldığımızda, ne olduğu net olarak anlaşılamamaktadır. Bu sebeplerle yazının henüz başlarında birkaç noktayı netleştirmenin uygun olacağı görüşündeyim. İşbu yazı kapsamında bahsi geçen ‘fantastik’, 1800’lü yılların ikinci yarısında ortaya çıkan edebi türü tanımlamakla birlikte, ‘fantastik edebiyat’ başlığı altında dallanıp budaklanan pek çok olguyu kapsamaktadır. Dolayısıyla yazı genelinde önemli bir ayrım olarak; “fantastik rol yapma kurguları” kavramıyla kast ettiğim şeyin, Tolkien sonrası farklı bir yöne evrilen fantastik edebiyatı, bir evren teması itibarinde masalsı karakterlerin oluşturduğu türü tanımlamak için kullandığımı ve yazı boyunca bu tanıma başvurmak gerektiğinde “FRY” kısaltmasını kullanacağımı de belirtmek isterim.
Fantastik nedir? Aslında sözlük tanımları bu konuda yeterli gözükse de, Jean-Luc Steinmetz’in farklı sözlük ve kültürlerdeki kullanımından yola çıkarak tıpkı edebiyata tesiri gibi fantastiğin, tekinsiz bir belirsizlik olduğu söylenebilir. Üzerinde pek çok eleştirmenin de mutabık kaldığı üzere ‘korku’ fantastik edebiyatın başat izleklerindendir. Bunun yanında Todorov’un sınıflandırması yüzünden kendini ‘fantastik edebiyat’ kapsamına dâhil eden neredeyse her eser ya tekinsiz ya da olağanüstü anlatıma dönüşüvermektedir[1]. Bu bağlamda Steinmetz’in kendisine yönelttiği eleştiriye katılarak herhalde fantastik edebiyatı hiçbir şeyden bahsetmeyen, hiçbir sonuca ulaşmayan koca bir hiçlik olarak tanımlamak gerekir. Zira günümüz eserlerini incelemeye kalktığımızda Todorov’un dar fantastik tanımı içerisinde hiçbir eserin fantastik edebiyata dâhil olma ihtimali yoktur. Destanların, masalların bir ötesinde, gerçeğin bir gerisinde, arada kalmış, jeopolitik edebiyat diye bir kavram olsa tam da o jeopolitik konumu itibariyle ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranabilmiş bir edebiyat türüdür fantastik edebiyat.
Salt eleştirel tanımlara, kendisine pay biçilen ve dışına çıkmaması buyur edilen izleklere bakarsanız fantastik edebiyat koskoca dünyada üç-dört kişiden başkasının iştigal etmediği bir edebiyat olarak kalır. Oysaki kaçış olarak görülen ilerleyişi, fantastik edebiyatı genişleyen bir yapıya dönüştürmüştür. Başka ve daha kapsamlı bir yazının konusu olmakla birlikte, işbu yazının sahibi, bugün bilim-kurgu, korku, FRY kurguları ve hatta Kafkaesk, postmodern gibi kendi içlerinde dahi alt başlıklara ayrılabilen türlerin hepsinin fantastik edebiyattan neşet ettiği görüşündedir.
Peki, neden bir kaçış edebiyatı olarak algılanmakta veya adlandırılmaktadır? Fantastik edebiyat için yapılan bu kaçış tanımlaması ne kadar doğrudur? Bu ve benzeri soruları cevaplandırabilmek için fantastik edebiyatın ortaya çıkış dönemine ve yazarların bu türe yönelişine bakmak faydalı olabilir. Pierre-Georges Castex’in “Nodier’den Maupassant’a Fransa’da Fantastik Öykü” adlı eserinde eleştirmenin “fantastiğin günlük gerçekliğin yapısında yarattığı kırılma ve yarılmadan” bahsetmesi bu anlamda önemlidir. Türün en önemli temsilcileri olan E.T.A. Hoffmann, Guy De Maupassant gibi yazarların günlük gerçekliği kabullenmeyişleri ilgili bir yönelim söz konusudur. Elbette günümüzde ‘fantastik’ bu yazarlar için ifade ettiği anlamdan çok daha geniş kapsamı ifade etmektedir. Bununla birlikte geçmişte de, günümüzde de yazarları, başkalarına göre bu kaçışa iten şey; özellikle Aydınlanma Çağı’nın ardından baş gösteren mucizelerin, olağanüstülüğün, doğaüstü olayların, metafiziğin, parapsikolojinin, anlamlandırılamayanın dışlanarak, karşılaşılan her şeyin akıl ve bilim yoluyla değerlendirip ele alan, sorgulayan mantığa, bu mantığın dayattığı kurallara karşı bir tepki[2], bir başkaldırıdır.
Farklı tanımlamalarda görüldüğü üzere, ‘yaşanılan dünyaya karşı duyulan, çekince, rahatsızlık ve bilinmezlikten doğan etki, korku; bunun neden olduğu iç sıkıntısı ve huzursuzluğun’[3] yansıması, ‘yazarın varlığına sahiden bağlı olan veya yazar tarafından kurgulanmış ve yarattığı karakterlerden biri tarafından desteklenmiş bir iç gezinti’[4] olan fantastiğin bir kaçış olarak nitelendirilmesi bu yansıma veya içe dönüşün basite indirgenmesinden başka bir şey olamaz.
Mevcut gerçekliğe karşı sunulan tepkinin, başkaldırının devamında yol açtığı yeni akımlar ile fantastik arasındaki bağlantılar sıklıkla göz ardı edilmektedir. Burada fantastik edebiyatın, gerçekçiler ve hatta ilginçtir gerçeküstücüler tarafından küçük görülmesinin de büyük payı vardır. Oysa her iki görüş tahtında, gelenekselleşmiş anlatım yollarının, üslubun tıkandığı, kendini aşamadığı, eleştiride bulundukları çağda bile bariz bir hakikat olarak ortadadır. Gogol’ün Palto ve Burun öyküleri, Dostoyevski’nin ‘Öteki’si ve hatta fantastik edebiyatın pek çok izleğini bünyesinde barındırdığı hâlde Kafkaesk olarak ayrılan Kafka’nın yazını, fantastik anlatının korku, belirsizlik, gerçekdışılık kıstaslarına uyarak geleneksel anlatımı yıkmak konusunda oldukça kararlı davranmışlardır. Esasında Kafkaesk olarak adlandırılan türün, fantastik edebiyat ile postmodern edebiyat arasında ‘sui generis’ bir köprü olduğu da düşünülebilir. Nitekim postmodern edebiyatın en önemli kalemlerinden Borges’in özellikle ‘Alef’ ve ‘Yolları Çatallanan Bahçe’ derlemeleri tahtında, artık bir fantastik edebiyat yazarı olarak kabul edilme isteği[5] de bu görüşümün ihtimal dairesinde değerlendirilmesi gerektiğini ispat etmektedir.
Velâkin, bugün fantastik edebiyat denildiğinde anladığımız şeyin daha farklı olmasının sebebi hiç şüphesiz Tolkien ve onun çocuklarına anlattığı Hobbit masalı olduğu gerçeğinin altının çizilmesi lazım. Fantastik; gerçekdışı, gerçeğin ötesinde olan bir tür olarak masallar ve destanlardan farklı olarak algılanır. Buraya kadar hiçbir sorun yoktur. Ancak temelde Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin bir masalı alıp, fantastik edebiyatı baştan aşağı değiştirerek FRY kurgularının fantastik edebiyata hâkim olmasına sebep olduğunu not etmeliyiz. Yazımız açısından bu bahsin tartışılması önemlidir zira fantastik edebiyata “gerçeklikten kaçış” ithamının kolaylıkla yapışıyor olmasının en önemli sebeplerinden biri Tolkien ve ardılları tarafından oluşturulan “hayali/kurgu dünyalara” sığınmanın okurda yarattığı mutluluk edebiyatın üvey evladı olan fantastik türün bir kaçış edebiyatı olarak algılanmasının müsebbiplerindendir. Oysa edebiyat, okuma eylemi başlı başına gerçek dünyadan kaçıştır. Burada ayırt edilmesi gereken en mühim nokta, fantastik edebiyatın gerçekliği reddeden bir kaçış olarak algılanmasına koyduğum şerhtir.
Tolkien külliyatında yer alan eserler, bir yandan gerçekte var olmasının mümkün olmadığı masal dünyaları yaratırken, öte yandan fantastiğin Steinmetz tarafından da vurgulanmış en mühim özelliklerinden biri olan “olağandışılığı kuşatıp, sebebini araştırma”[6], kurguyu gerçeğin bir parçası hâline getirme işlevini de yerine getirmektedir.
Usta yazar bunu iki şekilde yapmaktadır. İlk olarak alternatif bir gerçeklik oluşturarak mevcut gerçekliği yıkmaktadır. Bilbo Baggins’in yazmaya başlayıp, Frodo’nun devam ettirdiği kırmızı kitap aradan geçen binlerce yıl sonra günümüz gerçekliğindeki yazarın eline ulaştığını söyleyerek kurgusal zeminle gerçeği bağlaması bir yönüyle bu durumu izah etmektedir. İkinci olarak ise miti ve masalları yıkmaktadır. Yaratılan orta dünya evreninin kozmogonisi ‘Silmarillion’ ile oluşturulur. Haritası, insanlık tarihinin geçmişindeki uygarlıklarla kurulabilecek bağlar ve hatta alegorik benzeşimlerin gölgesinde mitler parçalanır. “Eski dünyamızda ejderhalar, cüceler, elfler ve hobbitlerin de var olduğu ancak, ejderhaların yok edildiği, cücelerin, hobbitlerin ve elflerin toprakları terk ettiği, insan krallığının bütün Orta Dünya’ya hükmettiği eski bir çağı” varsaymamızı, mitlerin, esatirin bir parçası olarak görmemizi ister. Bu noktada Kelt mitlerindeki kanatlı periler olan elfleri, insan suretinde yeniden kurgular ve onları başkalaşıma uğratır. FRY kurgularındaki yol ve yolculuk modelini istemeden de olsa ardıllarına dayatır.
Gerçekten de Tolkien’in yaptıklarını izleyen ardılları, onun yaptıklarını motomot ele alarak kendilerine hayali birer evren kurup karakterlerine mevcut gerçeklikte yaşayan insanların özellikleriyle donatarak onları bir yolculuğa çıkarır. Benimsedikleri kozmogoni ve mitler, Tolkien’in oluşturduğu çizgi üzerinde ilerler. Esasen yolculuk motifi Joseph Campbell’ın mitler için ‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ adlı eserinde de ele aldığı olmazsa olmaz kıstaslardan da biridir. Fantastik edebiyatın doğuş nedeni olan akıl ve bilimle ele alınan sorgucu mantığın reddi, Tolkien’le birlikte FRY kurgularının yeni bir masal tipi olarak esatiri ele geçirmesine de neden olmuştur. Çağdaşlarının Oxford Üniversitesi’nin profesörüne yönelttikleri eleştirinin günbegün katlanışı, fantastiğin “çocuk masalları, gerçeklikten kaçış” damgasını yemesini kuvvetlendirirken, yeni fantastik tür, gerçeklikten ‘kaçmak’ isteyen okurda karşılığını bulmuştur. Bir kısım akademisyen ve eleştirmenin şiddetli eleştirilerinin en önemli sebeplerinden biri içinde bulundukları anın gerçekliğinin yıkılmasından korkan yetişkinler olmaları ve yeni fantastik yüzünden, bu gerçekliğe hiç olmadıkları kadar bağlılıkla sarılmak zorunda bırakılmalarıdır.
David Eddings, Ursula Le Guin, George R.R. Martin, Andrzej Sapkowsy gibi yazarların eski fantastiği değiştiren FRY kurguları türünde verdiği seçkin örnekler, bugün Steampunk, Tarihi Fantastik, Bilim-Kurgu, Cyberpunk, Gotik Kurgu, Grimdark gibi pek çok farklı alt türle gittikçe genişlemektedir.
Fantastik Edebiyatla ilgili olarak en çok sunulan “gerçek dışılık, gerçeklikten uzaklık” tanımının farklı algılanması gerektiğini yazının başında belirtmiştim. Zira günümüzde muazzam çeşitlilikte karşımıza çıkan fantastik edebiyatta, kurgular, karakterler, mekânlar ve hatta zamanlar gerçek dışı olarak algılansa da, yazarlarının ve okurlarının burada hakikat sonrası çağda kendilerine yeni bir hakikat aradıklarını söylemek pek de yanlış olmaz.
Ülkemiz özelinde oldukça yeni sayılan fantastik edebiyat, tıpkı diğer ülkelerde uğradığı eleştirilerin gadrine uğramakta, “saçma sapan, çocuk işi, uydurma, hurafe” olarak algılanmaktadır. Kaldı ki Steinmetz’den aktarıldığı üzere fantastik edebiyat, İslam retoriğinde ‘hikayat-ı huraffa’ olarak geçmektedir. Steinmetz eserinde hurafenin aşağılama kastını açıkladıktan sonra ‘Binbir Gece Masallarını’ edebiyatının bir parçası kabul eden kültürün fantastik edebiyata karşı takındığı tutumun çelişkisini ortaya koyar[7]. Lâkin kültürümüz açısından çok daha çetrefilli bir durum söz konusudur.
Türk Mitolojisinin derinliği, hikâyeleri, masalları yazının başından bu yana bahsettiğimiz gerçek dışılığın odak noktasında yer almaktadır. Daha da önemlisi ve kurulmaktan imtina edilen bir bağ olarak Türk tasavvufunun kültürümüze soktuğu evliya mesellerine imân ederek bunu gerçeğin bir parçası olarak algılayanların, bu kıssalardaki olağanüstülüğü gerçek kabul ederken, fantastik edebiyatı saçma olarak addetmesidir. İşin ilginç yönü mühim bir bağlantı olarak Tolkien sonrası fantastiğin en önemli ölçütlerinden biri olan “yol, yolculuk” kavramları, “yolda olmak, kervanı yolda düzmek, bir nihayete ulaşmak değil yolda yürümeye devam etmek” gibi ilkelerle serpilen tasavvufun anlatıları, kıssaları ve meselleriyle bariz şekilde uyuşmaktadır. Hakeza “varılacak sona değil yola odaklanmak” şiarının tasavvufi algısı, fantastik edebiyatın “belirsizliği” ile de örtüşmektedir.
Edebi bir değerlendirmenin ortasında işi uhrevi veya dini bir noktaya sokmak için bu benzerlikten dem vurmuyorum. Aksine fantastiğin hâkim olduğu alanın iki yüz yıllık edebi bir mesele değil, insan arayışının temeli olduğunu ispat için önemli bir bağlantı olduğu için vurgulanması gerektiği inancındayım. Wolfgang Iser’e göre metinde yazar her şeyi söyleyemez ve ister istemez birtakım yerlerin doldurulması okura düşer. Yazarın okura bıraktığı bu boşluklara “boş alan” ya da “belirsizlikler” denir[8]. İşte fantastik edebiyat yazarı ile okurunun buluştuğu bu belirsizlik, onların birlikte kaçtıkları bir noktayı değil, birlikte bulmaya çıktıkları bir arayışı sembolize ediyor olabilir.
Eleştirmenlere çocuksu bir kaçışı anımsatan şey, aslında kendi çıkmadıkları bu arayış yolculuğuna duydukları gıptanın getirdiği öfke de olabilir. Gerçek denildiği zaman mangalda kül bırakmayan eleştirmenlerin ve yazarların, üzerinde mutlak olarak buluştuğu bir gerçek, bir hakikat tanımı dahi yoktur. Fantastik edebiyatla sıkı bağları olan postmodern edebiyat bugün hakikatlerin yıkıldığı ve ardında arayışımıza devam ettiğimiz post-truth çağından dem vurmaktadır.
Baudrillard’ın simülakrları, aslında gerçeğin simüle edilmiş hâlinin dahi simüle edilmiş sürümündeymişiz gibi hissettiren o dokusu, sadece yeni keşfettiğimiz için şimdi var olmuş bir şey mi sanılmaktadır? Yoksa yüzlerce yıl öncesinde bu hakikatler çoktan yıkılmış olduğu için mi insanlar gerçekliği farklı yerde aramaktadır?
Yazının en başında fantastik kelimesine karşılık olarak sunulan “gerçekdışı, gerçeklikten uzak” tanımına bir şerh koymuştum. W.B. Yeats’in nihayetinde karşılaşacağımız gerçekliğin “belirsizliğimizin ortasında haykırıp duracağımız”[9] olduğunu söylemesinde, fantastik edebiyatın en önemli kıstası olan “belirsizliğin” bulunması bir tesadüf olmamalıdır. Fantastik kelimesinin tam karşılığı “dış gerçeklik” olmalıdır. Yazarının ve okurunun bu dış gerçekliği aradığı yer belirsizliğimizin ta kendisidir.
Ezcümle şöyle de söylenebilir; insanlığa gerçeklik diye yutturulmaya çalışılan bu âlemden kaçmak için kendini fantastik edebiyata teslim eden yazarlar ve okurların kaçışı bir arayıştır. Savaşmaktan korkmasalar da mücadele etmeye değer görmedikleri bir çağda, eylemlerinin kaçış olarak adlandırılmasını umursamıyor, bunu son çare olarak görüyor olabilirler. Algı ve doğru tanımaz, her şeyin alt-üst, herkesin iyi-kötü olduğu, şeffaflaşanların flu transparanlıktan öteye geçemediği, “gerçek budur” diyemedikleri bir çağ için savaşma azimleri kalmamış olabilir.
Fantastik edebiyat gerçekten yapay olana değil, başka ve arayışı bitmeyebilecek bir dış gerçekliğe kaçış yoludur. Çok uzun süredir farklı bir algıda gerçeği aradığı ve belki de bulmaya en yakın olan tür olduğu üzerinde ise kuvvetle düşünülmeyi hak etmektedir.
[1] Tzvetan Todorov – Fantastik, Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım, Metis Yayınları, 2012 2. Baskı, Sf. 31
[2] Aydın Ertekin – Fantastik Yazın Nedir? Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2007 Cilt: 9, Sayı 1, Sf. 35,36
[3] Aydın Ertekin – a.g.e. Sf. 36
[4] Jean-Luc Steinmetz – Fantastik Edebiyat, Dost Yayınları Ankara, 2006, Sf. 17
[5] Jean-Luc Steinmetz – a.g.e. Sf. 134
[6] Jean-Luc Steinmetz – a.g.e. Sf.13
[7] Jean-Luc Steinmetz – a.g.e. Sf.10
[8] Berna Moran – Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yayınları, 28. Baskı 2018, Sf.242
[9] Richard Ellmann – Dört Dublinli, Alfa Kitap, 2016 Sf. 70
- Bu yazı Türk Edebiyatı Dergisi Haziran 2020 sayısında yayımlanmıştır.



