Kitle ve Kütle Endeksi Bağlamında Okur

Kitle hareketi denildiğinde şirin gelse de benzer görüşlere sahip toplulukları ifade etmek için kullanıldığında kitle kelimesi bazı yönlerden beni rahatsız ediyor. Özellikle unsuru insan olan toplulukların ifade edilmesi için onları tek seferde aynılaştırmayı başaran kitle kelimesiyle bir alıp veremediğim olduğunu da söyleyebiliriz. Bu yazı neden kaleme alındı? Çünkü yazar olduğunu önüne düşen fırsatlarda haykırmayı görev bilen kalem sahiplerinden birinin “sabit bir okur kitlem var” lafzını işitmek zorunda kaldım. Dürüst davranmak gerekirse zaman içinde bu kavramı gayri ihtiyari kullanmış olmaktan dolayı da rahatsız hissetmem de sebeplerden bir diğeri.

Kendimi öncelikli olarak hep bir okur olarak nitelediğimden olsa gerek, işittiğim anda kelimeye yüklenen küçümsemeyi sezsem de üzerinde düşündükçe tanımların oluşturduğu karmaşa canımı sıkmaya yetti. Farklı konuları dert edinen pek çok yazıda, bahusus üzerinde durduğum tanımların anlamına mâlik olma mevzuu yeniden dirilip karşımda duruyordu. Okur, kâri nedir? İşlevi var mıdır? Kendi tecrübesini aktaran bir yazar olmasa da okurlar var olur muydu? Okuyacak biri yoksa yazarın var oluşunun mânası nedir?

Soruları tek tek cevaplamak yerine yorumlarımın arasına birkaç cevap yerleştirmeyi ümit ederek ilk itirazımı şerh düşüyorum. Okur kitlesi denilen kavramı, hem okuyan hem de kendi hâlinde bir şeyler yazan biri olarak kabul edebilmem mümkün değil. Zira ister inceleme, deneme olsun, ister edebiyat, roman, şiir, öykü olsun hiç fark etmeden bir kitabın sadece yazarın yazdıklarından oluştuğu fikrini kabul etmiyorum. Bir yazı sadece yazarın anlattığı değil aynı zamanda okurun anladığıdır. Çok sayıda örneği olan bir durum, okurun eserde karşılaştıklarına dayanarak yaptığı çıkarımların, yazarın zihin dünyasında karşılık bulamayışıdır. Terry Eagleton’ın da isabetle belirttiği üzere “Okur, yazarın kurgularına boyun eğmek zorunda değildir.”

Kurguya boyun eğmeyecek kadar özgür ve özgün olan okuru, yazarın müridanı sıfatına indirgeyecek “kitle” hitabı bu noktada haksızlığın dik alasıdır. Kitleler, onları yönlendiren cümleler, sloganlar doğrultusunda hareket eden, ideolojik körlüğe sahip insanlardan müteşekkildir. Oysa yazarın oluşturduğu metni okuyan farklı sayıda insanın, envai çeşit çıkarım yapması mümkündür. Hatta anlam verme merakı bazı zamanlar öyle bir hâle dönüşür ki metni kaleme alan şahsın zihninin ucundan geçmeyen şeyler metne yüklenmiş anlamlara evrilir.

Yazar ve okurun ayrı yahut müşterek ideolojileri olabilir ancak yazılan, okunan ve anlaşılan ideolojik birlikteliğinden söz etmek çoğunlukla mümkün değildir. Belki de burada eleştiri kültürünün toplumumuzda yerleşmemiş olmasından dem vurabiliriz. Günümüzde yazarlar belirli bir okur sınıfına hitap etmesi için metinler kaleme alıyor olsa da anlamın, katmanın, aktarılan kelimelerin psikanalizinin devreye girdiği yeni eleştirel hakikatte yazılmış bir yekünün yazarın aktardığı anlamla birebir aynı şekilde algılanmasının mümkün olamayacağının kabulü gerekir.

Okur tanımının başlı başına yetmeyeceği düşünülüyorsa belki de kitle yerine okur kütlesinden bahsedebilmeliyiz. Zira “okur kitlesi” tanımıyla çok sayıda okuru olduğunu sosyal âleme ilan etmekte yazarlığının kalifiye olduğunu vurgulamak maksadı taşıyan yazar için sayılar, ağırlıklar önemli demektir. Bu durumda her biri metni farklı algılayabilecek “okur kütlesi” kavramı, okurunun özgül değil, sayısal ağırlığını daha çok önemseyen yazarlar için daha anlamlı olacaktır.

Her ne olursa olsun yazma iddiasında bulunan biri olarak kitle veya kütleden bağımsız olarak okur/okurlar tanımının kullanılmasında ısrarcıyım. Zira yazar yazarken ne kadar bağımsız ve bireysel bir performans sergiliyorsa, okur da aynı şekilde bağımsız ve bireysel bir eylemin aktörüdür. Üstelik yazılandan çok daha fazlasını anlamak kabiliyeti olduğundan bu iki taraflı ilişkinin üstün olan tarafıdır.

Yazar yazıp içindekileri dökmekle artık bu iki taraflı ilişkiyi mecburen dışarıdan izlemekle yetinecektir. Fakat ilişkinin çift taraflılığı devam eder. Yazarın dışarıya itilmesiyle yazılanların büyük ortağı kitle veya kütle olamayacak bağımsız okur hâline gelirken, küçük olan artık hikâyenin ta kendisidir.

 

 

 

*Porsuk Kültür Aralık 2020 sayısında yayımlanmıştır.

En Çok Okunanlar

Diğer Başlıklar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz