“Geçmiş inkâr edilemez; geçmişine taş atanın, geleceğine gülle atarlar”Bahtiyar Vahabzâde
Kitabın Kök-Türk tarihi ile ilgili olarak, bütün kaynakları birlikte ele alması ve hatta bu zamana kadar okuduğum kitaplardan farklı olarak, doğrudan bu uygarlıkla ilişkilendirilmesi mümkün olmayan başka kaynakları da dahil ederek belirli sonuçlara ulaşması okuyucu açısından bilgilendirici bir okumayı tesis ediyor. Elbette sonraki kaynakları okumamış olduğum için henüz net bir kıyas yapamıyorum ancak şu ana kadar okumuş olduğum, Gök-Türk tarihi hususundaki en kapsamlı kitaplardan. Maratonun ilerleyişi gereği, bundan sonra okuyacaklarım bu konuda en sık tavsiye edilen kaynaklar olduğundan bu kıyaslamayı belki en sonda yapabilirim diye düşünüyorum. Bununla birlikte, Türk tarihinin bu bölümüne ilişkin, maratona başlamadan önceki tarihlerde okuduğum eserler göz önüne alındığında faydalı bir eser olduğunun altını çizmeliyim. Akademik anlamda Gömeç Hocamızın el emeği, göz nuru olan bu çalışma sağlam bir kaynakçaya, isabetli tespitlere ve tekrar belirteceğim üzere çok sık kurulmayan harici bağlantılara sahip. Kitap ile ilgili gözüme takılan şey ise Türk-Hun Tarihi kitabında sunduğum bazı tespitlerin bu kitap için de birebir geçerli olması. İşin ilginci, dipnotların uzunluğu, akademik anlatımı zaman zaman gölgeleyen milli ve zaman zaman hamasi ifadelerin kitapta yer alması hususunda değişiklik yok. Gerçekten de tanıtımı bu noktada bırakıp size daha önceki “Türk-Hun Tarihi” kitabının tanıtım linkini versem ve orada kitap isimleri ve belli başlı bazı kısımları değiştirmek kaydıyla okumanızı istesem, aynı ifadeleri yazarak kendimi tekrar etmiş olmam diye düşünüyorum. Önceki incelememi okurken de, Türk tarihi maratonundaki sistemsel değişikliğin tohumlarının Gömeç Hocanın ilk tanıttığım kitabıyla atılmış olduğunu fark ettiğimi söylemeliyim. Bu noktada kesinlikle yanlış anlaşılmak ve bu kitaba verilmiş muazzam emeği küçümsemek niyetinde değilim. Eğer hayata bakış açınız, dünyayı algılamaktaki referanslarınız milli-Türkçü-milliyetçi referanslar etrafında şekilleniyorsa, tanıtmakta olduğum kitap sizin için biçilmiş kaftandan öte. Dürüstçe bunu söylemeliyim. Ancak “Türk Tarihi Maratonu” başlığı altında da yazdığım üzere, Türk tarihini ve tarih hakkında yazılmış pek çok kitabı okudukça daha da net anladım ki tarihimizin sürekli övülmeye değil, anlaşılmaya ihtiyacı var. Vahşi barbarlar olarak algılanmaktan korkulduğu için, tarihimizde düşmanının kafatasından şarap içen, keçi kılından yapılmış konar-göçer çadırlarda yaşayan milletimizin ilk izlerini reddetmek, o tarihlerde aslında Atlantis seviyesinde bir uygarlıkmışız gibi tarihimizi resmetmek benim algıma göre yanlış. Burada düşünülmesi gereken şey, bizim ilk atalarımızın düşmanının kafatasından şarap içtiği çağlarda, başka medeniyetlerin mağaralardaki hayatı terk edememiş olmasını, aynı anda başka medeniyetlerin ise uygarlığın şafağında tüm insanlığa yeni icatlar sunması veya sunulanları geliştirmiş olmasının birlikte değerlendirilmesi gerekliliğidir.
Savaşçılığından utanarak; “çağın en gelişmiş medeniyeti bizdik” demenin tarih nezdinde hiçbir ehemmiyeti yok. Zira gelişmiş olduğunu düşünen uygarlıklar, savaş teknolojisi ve taktiklerinde hiç karşılaşmadıkları usuller doğrultusunda daha az sayıdaki atalarımızın orduları karşısında hiçbir varlık gösterememişlerdir. Belki de uygarlığı kendi gerçek “milli” kıstaslarımızla değerlendirmemiz kendi tarihimizle ve geçmişimizle hesaplaşmaya çalışmamız, geleceğimiz için daha faydalı olacaktır. Belirttiğim üzere bu cümlelerden çıkarılması gereken sonuç, bizim savaşçı, geri kalmış ve vahşi bir uygarlık olmamız değildir. Biz savaşçı ve gelişmiş bir uygarlık olabiliriz; ancak savaşçılığımızı, kültürümüzün günümüz kıstasları ile ele alındığında gözümüze batan yerlerini törpüleyerek, bütün bir tarihi, büyük bir kahramanlık destanı gibi yorumlayarak doğrulara ulaşamayacağımız kanaatindeyim. Geçmişimizde kötülükler var demiyorum özetlersem. Aksine geçmişimizde var olduğunu düşündüğümüz ve bugünün değerlendirmelerine Diğer kitaptan farklı olarak, Kök-Türk tarihi kaynak sıkıntısının nispeten az olması ve verilerin değerlendirilmesi aşamasında çok daha başarılı bir noktada. Hayatı milli zaviyelerden değerlendiren okuyucu için de çok rahatlıkla okunabilecek bir kitap. Gök-Türk uygarlığı hususunda okuyana çok fazla bilgi katacağı da kati bir şekilde ortada. Nitekim bu konuda kaynak bolluğuna karşın henüz karşılaşmamış olduğum dipnotlar ve yerinde değerlendirmeler mevcut. Bu noktada geçen yazıdaki bir cümlemi de aynen alıntılayarak bitirmek istiyorum: “Türk tarihi çok geniş bir alana hakim. Buna rağmen her saftan, her okuyucuya hitap edebilecek nitelikte bir akademik eser çıkartmak, bizim akademisyenlerimize pek sık kısmet olmuyor.” Oysa üstüne özellikle bastıra bastıra söylediğim gibi bizim tarihimizin ululanmaya, övülmeye, göklere çıkartılmaya ihtiyacı yok. Sadece geçmişimizi, atalarımızı, kültürümüzü anlamaya ihtiyacımız var. İşte bu sebeple çok verimli ve donanımlı olmasına karşın, milli ve hamasi bakış açısına sahip kitaplar, ondan faydalanabilecek çok daha büyük bir kitlenin değerlendirmesinin dışında kalıyor. Türk’ü, tarihini ve kültürünü anlamaya ihtiyacı olan çok büyük bir kitlenin hem de.
Kitaplarla ve tarihle kalın.



