Devam filmleri temel olarak sinemada aranan olmazsa olmaz bir kavram değildir. Hatta dizi filmler ile karşılaştırıldığında sinemayı değerli kılan şey; onun dizilerden farklı olarak anlatacaklarını, bölümler halinde değil tek seferde anlatmasıdır. Bu açıdan bakarsak amiyane tabiriyle sinemanın tek atımlık barutu olduğunu söyleyebiliriz. Oysa özellikle Amerikan sinemasının devamını getirme geleneği, hem bugün sinema kalitesinde dizi film cenneti olan Amerika’nın dizi sektörünü kamçılayıp büyütmüş, hem de seyircinin merakından faydalanarak yapımcıların, oyuncuların hülasa sinema sektörünün bol paralar kazanmasını sağlamıştır.
Bilim-kurgu, efektler ve Sinema sektörünün şaşalı döneme geçişiyle beraber, seyircinin başlangıcını severek izlediği yapımın devamını merak edeceği tezi üzerine kurulur devam filmleri. Fakat birçok dalda ve dönemde birbirinden ayrılırlar. Çoğunlukla başarısız girişimler olarak sonuçlanan devam filmleri arasında başarılı sayılanlar bir oturuşta sayılabilir.
Devam filmlerinin en revaçta olduğu dönem 80’lerin sonuna doğru gelirken çekilmeye başlanan hâsılat rekortmeni serilerdir. Rocky, Rambo, Terminatör, Geleceğe Dönüş serileri bunun başlangıcıdır. Özellikle ana tema ele alınarak incelendiğinde birçok devam filmi birbirinden farklı senaryo ağına sahiptir. Rambo ve Rocky serilerinde karakter sabitken mekân, yardımcı karakterler ve yardımcı temalar değişir; ama ne Rambo’nun Amerika adına özgürlük getirmesi teması, ne de Rocky’nin önüne geleni devirme teması değişmez. Köken olarak baktığımızda da bu dönem filmleri daha çok seyirlik, eğlencelik diye tabir ettiğimiz filmlerden oluşmaktadır. Bu filmler tam birer hâsılat canavarı olmuş, içerik olarak değil, görünüş olarak değerlendirilmeye yatkın olduklarından yapımcılarına yüksek miktarlarda paralar kazandırmışlardır. Bunu takip eden dönemde, altyapısı fark etmeden de olsa çizgi dizilerle ve çizgi romanlarla oluşturulmuş süper kahraman uyarlamaları 90’lı yıllarda Tim Burton çektiği iki Batman filmiyle yeni bir atağa başlamış ve 2000’li yıllara seyirciyi getirmiştir. Bu açıdan filmin başarısından ziyade hayran kitlesinin kahramanının beyazperdeye nasıl yansıyacağı konusunda ki merak; özellikle her süper kahramanın onlarca devam filmi çekilebilecek kadar çok hikâye ve düşmana sahip olması bu filmlere de öngörülebilir bir hâsılat başarısı sağlamıştır. Süpermen’den sonra özellikle son on yılda bu kadar çok karakterin sinemaya uyarlanması seri fanatiklerini içerik açısından memnun etmese dahi görsel açıdan büyük bir gösteri olduğu yadsınamaz durumdadır.
Bütün bunlarla beraber ne yazık ki, sinemada başarıyı gösteren şey sadece hâsılat elde etmek değildir. Zira bilindik bir hikâye üzerine, seyircinin yabancı olmadığı bir tema üzerine çekilen filmler merak uyandırmak konusunda çok başarılı olduğu için, bu tip filmlerin bu hâsılatı elde etmesi kaçınılmazdır. Çünkü hikâye tanıdıktır yapım ekibini senaryo yaratma ve karakter ekibi oluşturma konusunda birçok zahmetten kurtarır. Çoğunlukla ise bu merak sinemadan çıkışta seyircinin hüsranına dönüşür. Fakat üçüncü veya dördüncü film aynı merak ve iştahla da beklenir. İşte devam filmlerinin işlerliği garantisini veren de seyircide ki bu güdülenmedir.
Tam tersi durumda devam filminin ilk film kadar hatta istisnai olarak ilkinden daha başarılı olması durumunda yapımcı şirketlerin memnuniyetine doğru orantılı olarak serinin uzaması da gündeme gelmektedir. Sinema tarihi açısından başarılı devam filmi örneği pek azdır. Bunlar arasında ise Baba 2 hem aldığı Oscar ödülüyle hem de takdire şayan senaryo ve oyunculukları ile sinema tarihinin ‘resmi’ olarak en başarılı devam filmi olarak görülür. Fakat aynı şey yıllar sonra devamı çekilen Baba 3 için söylenmemektedir. Çünkü hem izleyici kitlesinin nesil olarak değiştiği, hem de senaryonun klasik baba senaryosu üzerine eğreti bir şekilde oturtulmuş gibi durması bunun sebepleri olarak gösterilir. Bunun gibi Terminator 2 ilk filmden çok daha fazla gişe başarısı yakalamış, üstelik çok daha etkileyici bir performans sağlamıştır. Seriyi dördüncü filmlere getiren adımı ikinci film atmıştır. Arada görsel olarak göze çok hoş gelen bir üçüncü filmle birlikte; John O’Connor’ın veya bir başkasının hangi robotu hangi karmaşık sebeple gelecekten geçmişe göndereceği (Zira gelecekten robot göndermeyen bir tek rahmetli annesi Sarah O’Connor kaldı) merakı seyirciyi dördüncü filme şimdiden odaklamış durumdadır. Tabii bu iki farklı örnekten sonra hem gişe başarısı hem de ilgi çekici senaryoları ile Karayip Korsanları ve Testere serisi gibi seriler devam filmlerinin geleceğini şimdiden garantiye almış durumdadır.
Bir diğer devam filmi olan ve konusu itibariyle kült olarak nitelendirilen Son Durak, ilk filmindeki konu ve ikinci filmin ilk filme bağlantısıyla büyük bir başarı sağlasa da üçüncü filmin anlamsız şekilde sitcom seviyesine indirilmesiyle örnekleri verilen tüm filmlerden ayrı olarak garip bir kariyere sahip olmuştur.
Seyirciye zevk veren veya hiç olmazsa eğlendiren filmlerin yanı sıra, devam filmi mantığını tam anlamıyla abartarak seyirciye gına getirmiş seriler de mevcuttur. Kuşkusuz bunun için verilebilecek en mükemmel örnek Elm Sokağında Kâbus ve Halloween gibi korku temalı filmlerdir. Etkileyici birkaç devam filmine rağmen inatla ölen korku yaratıcı karakterlerin bir sonraki bölümde, mantıksız bir şekilde inatla dirilmesi konusu üstüne kurulmuş devam filmleri boğucu bir 9–10 filmlik seriyi peşi sıra sürüklemiştir. Bu konuda özellikle televizyon sayesinde farklı bir tecrübeyi de beraberinde yaşayan Türk sinema izleyicisinin özellikle bir dönem unutmayacağı Kickboxer, Amerikan Ninja, Amerikan Samuray gibi 7–8 bölüme ulaşan filmlerde temel olarak bu sınıfa girmektedir.
Devam filmi çekerken izlenen metoda bakıldığında kimi filmler birbirinden bağımsız farklı filmlerle seri oluştururken, bu aşamada kendi içinde bir hikâyeyi tamamlayan ve bütün filmler boyu aynı mantık ve senaryoya hizmet eden seriler de vardır. Üstelik bu sistem sayesinde çok başarılı seriler ortaya çıkmıştır. Bourne, Matrix, Star Wars ve Karayip Korsanları gibi seriler hem aynı hikâyenin devamı olması, hem dolu bir senaryoya sahip olması, hem de yüksek gişe başarısına sahip olması açısından özel ve başarılı serilerdendir. Bu serilerin yanı sıra devam filmlerinde izlenen metot her sene bir film çıkartılması üzerine kurulmuştur. Tabii ayrı olarak baktığımızda aynı adlı romandan uyarlanan Yüzüklerin Efendisi’nin başarısı; hazır materyal üzerine kurulması ve film çekilmeden önce de gayet başarılı bir konuya sahip olmasından dolayı üstün sayıda bir hayran kitlesi olmasından kaynaklanır. Devam filmlerinin başarılı olacağı öngörüsü fantastik kitap serilerinin her bir bölümünün film olmasını sağladı. Bunlara en keskin örnekler Harry Potter ve Narnia olarak gösterilebilir. Aslında bu tip serilerin de teker teker değil, bütünüyle seri olarak değerlendirmeye alınması hak ettikleri değerin verilmesi açısından önemlidir.
Başarı sadece aynı senaryonun devamlılığından da gelmez. Özellikle devamlılık olayını abartmasına rağmen bir kült olmuş ve sinema açısından değeri çok büyük olan bir örnekte James Bond serisidir. Casino Royale ile birlikte 21. filmi çekilmiş olan Bond serisi, Sean Connery, Roger Moore, Pierce Brosnan ve Timothy Dalton’dan sonra son olarak Daniel Craig’in ününe ün katmakla kalmamış bugüne kadar yaklaşık olarak 4.000.000.000 $ hâsılat sağlamış ve toplam 1.567.500.000 kişi tarafından izlenmiş bir seridir. Daniel Craig’li ikinci film olan serinin 22. filmi Quantum of Solace’ın 7 Kasım’da Türkiye’de vizyona gireceğini düşünürsek bu serinin önümüzdeki 10–15 senede 30 filme ulaşması kaçınılmaz olacaktır.
Sinema filmlerinin dışında ise devam filmlerinde yüksek oranda başarıyı elde eden animasyon filmleri gerçeğinden de bahsetmek gerekir. Toy Story, Ice Age ve Shrek gibi başarılı animasyonların devam filmleri de büyük başarı yakalamış ve ilgi görmüştür. Ice Age 3 ün ve Shrek 4 ün büyük merakla beklendiğini de belirtmek gerekir. Bu başarının ardında yatan sebep, animasyon da kast sıkıntısı olmaması ve animasyon oluştururken sinemada ki bir çok sınırın var olmamasıdır.
Devam filmleri türünün merkezi Amerika olmasına rağmen zamanla Hollywood kadar yoğun olmasa da diğer ülke sinemalarında da devam filmleri ilgi görmeye başlamıştır. Bunların arasında seçkin ve belirgin örnekler vermek istersek ülkemizde Hollywood’un yanı sıra takip edilen Fransız Sinemasının “Taxi” serisi, Kore sinemasının İhtiyar Delikanlı filmini içinde barındıran intikam üçlemesi, Kieslowski’nin renk serisi, 10 filmlik dekalog serisi, İtalyan sinemasından Dario Argento’nun hala tamamlamadığı “Three Mothers Trilogy” gibi birçok seçkin örnek sayılabilir. Amerika’dan doğuya doğru yaklaştıkça devam filmlerinin hem içerik hem de kalite olarak farklılık sergilemesi de kültür farklılığının sinemaya yansıması adına çok çarpıcı bir örnektir. Örneğin renk serisi kırmızı, beyaz ve mavi olarak üç ayrı filmden oluşmasına rağmen, üç filmin ana karakterlerinin son filmde ortak bir sahnede görülmesi, üç ayrı konunun tek bir bütünde toplanması veya İntikam üçlemesinde Kore sinemasının intikamı üç farklı boyutta anlatış şeklindeki farklılık buna örnektir. Sonuç olarak Avrupa sineması yönetmen sineması olduğu için yönetmenler tercihlerini devam filmlerinden yana değil üçlemelerden yana kullanırlar.
Türk sinemasının ise devam filmleri açısından uluslar arası dikkat çekmemekle birlikte başarılı yapımlara sahip olduğunu görebiliriz. Neredeyse dört kuşak tarafından izlenmiş olan Hababam Sınıfı serisi bugün eski örneklerinin kalite ve başarısına yaklaşamasa da Türk Sinemasının en uzun soluklu devam filmi serisidir. Malkoçoğlu, Kara Murat ve Battal Gazi serileri de tarihi filmlere devam filmi teması olarak dünya sinemasında bir ilktir. Kemal Sunal filmleri ise her ne kadar devam filmi kriterlerini bir elden yerine getirmemiş olmasa dahi, birkaç ayrı eser hariç Şaban karakterinin devamlılığı açısından bakıldığında, bu filmlerde bir seri olarak değerlendirilmelidir. Gelişmekte olan son dönem sinemamızda Vizontele serisinin üçüncü filmi Canavar beklenirken, G.O.R.A’nın devam filmi olan A.R.O.G ta Türk seyircisinde heyecanlı bir bekleyiş uyandırmış durumdadır. İçerik olarak baktığımızda Türk sinemasının daha başarılı devam yapımları çıkarttığını söylemek gerekir. Fakat tıpkı Elm Sokağı örneğinde olduğu gibi bizde de uzatılmasında hayır olmayan bir Maskeli Beşler örneği olduğunu da unutmamak gerekir. Sonuçta Türk sineması beğenilmiş bir karakterin yeni maceraları biçiminde devam filmlerine imza atar.
Belirli bir materyale bir romana veya devamlılık kaidesi getiren başka bir unsura bağlı olmamasına rağmen en çok devamı çekilen film türleri arasında korku ve gerilim filmleri ilk sıradadır. Seyirciye filmde gerilim duygusunu yaşatmanın bir diğer yolu da filmin devamının olacağı hissiyatını yaşatmaktır. Çoğu standart gerilim filminde de; kötü şahıs, yaratık veya varlık yok edilmiş gibi gözükür, herkes kurtulmuş seyirci rahatlamıştır. Fakat son sahnede bir göz kırpması, kötülüğün yok edilmemiş olduğu vurgulanarak “darısı ikinci filme” mesajı verilmektedir. İşte bu son dakika gerilimi anlayışı “Anaconda’ların, Alien’ların, Samara’ların” beslendiği anlayıştır. Bu tip filmlerin yapımcı şirketlerinin politikası daha ilk filmden belli olmuştur. Film başarılı olsun olmasın, devamının çekileceğine daha baştan karar verilmiştir. Nispeten yapımcı öngörüsüne dayanan bu sistem bazen seyirciyi boğmakta ve devamı gelmesin dedirtmektedir. Bu öngörüden farklı olarak bir yapımın çok başarılı olması üstüne en az üç film çekme kararı verilmiş bir örnek olarak ta Testere serisinden bahsetmek gerekir. Psikolojik Gerilim türünde çığır açan bir örnek olan ilk filmden sonra her filmde eser, nicelik ve nitelik kaybına uğramış fakat seyirciyi bir umutla diğer filme taşıma başarısını da göstermiştir. Analitik düzlemde gittikçe düşüş sergileyen bir grafik eğrisine benzeyen Testere serisinin daha beşincisi çıkmadan, altıncısının olacağının duyurulması da seyirci üzerine psikolojik bir gerilim yaratarak onu sinemaya çekmeye çalışmaktır.
Fakat bu seriler açısından özgün bir senaryonun, şaşırtıcılığın ve tüm esprinin ilk filme ait olması, devamını getirmek açısından senariste kâbus yaşatabilir. Zira bazı ilk filmler uzun bir düşünce, hazırlık ve geniş zamandan faydalanarak şaheser olmuşken, ilk filmin başarısına dayanarak devam filmi üretmeye zorlanan senarist kısa zamanda benzeri bir şaheser yaratmak zorundadır. İşte bazen bu beklenti yüzünden başarısız devam filmleri ile seyirci yüz yüze bırakılır.
Yeni nesil devam filmlerinde ise göze çarpan önemli bir özellik vardır. Kendi içinde rüştünü ispatlamış serilerin birbirine karıştırılarak çekildiği filmler beyazperde de boy göstermeye başlamıştır. Örneğin Elm sokağının Freddy’si Halloween’in Jason’ı ile Alien serisinin güzide yaratığı, Predator serisinin biyo-mekanik yaratığı ile çarpıştırılmıştır. Daha da ilginci kendileri kökende devam filmleri serisinin en belirgin örnekleri olan bu filmlerin çarpışmasından doğan filmlerinde ikincileri çekilmiştir. Devam filmlerinin birleştirilip ortaya çıkan eserin de devam filmi çekilmesi yeni pazarlama stratejilerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Bu birleşmenin en taze örneği ise, Hulk filminin sonunda bizlere kendini gösteren Demir Adam olmuştur. Şüphesiz ki bu iki serinin birleşmesi de kaçınılmaz hale gelmiştir.
Devam filmleri ilk filmlerine nazaran çoğunlukla başarısız örnekler sergileseler de özellikle Hollywood sinemasında önemli bir yere sahip. Her seferinde seyirci de hayal kırıklığı doğursa da bir sonrakinin iyi olacağına dair inanç ve meraktan doğan bu genişlik çoğu zaman yapım şirketlerinin cepleri doldurma isteği doğrultusunda seyirci için boğucu ve sıkıcı bir tecrübe olmaktan ileriye gidemiyor. Tabii bu beklentinin ve merakın sebebi teknolojik gelişmelerin sinemada oynadığı etkin rolün, karakterin ve hikâyenin oluşumunda görsel sıra dışılığı tetiklemesidir. Buna rağmen bazı devam filmleri de iyi ki çekilmiş dedirtiyor seyirciye. Son zamanlarda arzuyla beklediğimiz devam filmleri umarım bizlere de “İyi ki çekilmiş” dedirtir.




