“Üçler, yediler, kırklar… dem-ü devranına hu diyelim, Hu!”
Gereksiz İşler Bakanlığı’nın verdiği yetkiye dayanarak, bu ay da “üç” hakkında konuşmak istiyorum. Farkında olmadığımız çok fazla olmakta ve olacak olan var. Çok fazla an, çok fazla şey, çok fazla insan. Bu farkında olmayışlarımız bazı şeylerin insanlığın geçmişinden bu yana insanlığı kovalamakta olduğu gerçeğinden uzaklaştırıyor bizi. Pisagor dinine imanımız yok şükür. Velâkin harflerin, rakamların ve onların kullanışlarının zaman zaman insanın hayatına tesir ettiği pek çok tecrübemiz var.
Belli başlı toplumları kuşatan rakamlar vardır. Örneğin dokuz, beş, on iki gibi. Kur’an-ı Kerim şifrecileri bir ara 19 rakamına takmıştı misal. Biz daha başka bir rakamın peşine takılmaya karar verdik bu ay. “Üç”!
Bu rakama takılmaktaki en önemli sebep, “Allah’ın hakkı üçtür” diye dillerimize pelesenk olmuş bir kalıp sözcük. İçeriğine tam anlamıyla râm olamamakla birlikte, derin bir anlamı vardır herhalde diyerek fikrimizi sona saklayalım. Ancak bu üç rakamının hayatımıza derin bir tahakkümü var. Elbette tarihin tozlu raflarında karşımıza çıkan pek çok şey gibi, bu “üç” kutsallığının da dini ve/veya mitolojik bir geri planı olduğunu bilmeliyiz.
Mısır’dan başlarsak “Isis-Osiris-Horus” ile başlayıp, Hind diyarında “Brahma-Vişnu-Şiva”ya, Hıristiyanlıkta “Baba-Oğul-Kutsal Ruh”a, Tasavvufta “şeriat-tarikat-hakikat”e uzanan bir yol çizebiliriz. Dünyanın var oluşunda bir üçlü var mıdır bilinmez. Ancak anlaşılan o ki çağlar öncesinden günümüze kadar tesir eden bir “üç” var.
Çocuklarına masal anlatan/okuyan ebeveynler daha iyi hatırlayacaktır. Gökten hep “üç” elma düşer. Lambalardan çıkan cinler, lamba sahibine “üç” dilek hakkı verir. Daha da saçmalayacak olursak, ıssız bir adaya düşecek olanların yanına üçten fazla şey alabileceğini kimse düşünmek dahi istemez.
Esasında “Allah’ın hakkı üçtür” diye bir sözün nereden, hangi saikle ortaya çıktığı meçhul. Her şeyi şirke mâl edenler sirkine göre de “şirk”. Velhasıl kim ne sebeple, nerede telaffuz etti bilmiyoruz amma belleklerde böylesine kalıcı şekilde kodlanmış bir söz öbeğinin bir anlam ihtiva etmesi gerektiğine dair şüpheci inançlarımız bizi bir anlamlandırma mecburiyetine itiyor.
Edebiyata, sinemaya tesir eden “üçlemeler” çılgınlığı ve bu çılgınlık alt başlığında ortaya çıkan kitap veya filmlerden üç tane sayar mısınız desem, pek çoğunuzun çok fazla düşünmeden sayabileceğinden eminim. Hatta günümüzde özellikle fantastik edebiyat alanında “üçleme” olarak kitap yazmayan yazarları, kuytu köşeye çekip dövdüklerine dair bir şayia dahi var. Şayia değil şakadır o diyenlere kulak asmayın! Şahit olanların anlattıklarından duyduklarını aktaranların yeminli beyanları var. Ha adında üç olan kitapları görüyorsanız görselde, yancı D’artagnan’ı görmezden gelirseniz, Dumas’nın meşhur silahşörleri de “Atos, Portos, Aramis” namıyla üçtür.
Hadi Türkçü referanslarda verelim madem. Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı eseri aydınlatmıştır çoğu insanın siyaset zihnini. Velhasıl Osmanlı sancaklarından yadigârdır üç hilal. Türk’e gereken üç şeydir; “at-avrat-pusat”.
Her neyse, gülbank çeken yeniçerilerin pirleri Hacı Bektaşi Veli’den evvel, üçlerin dem-ü devranına hu çekmelerinde vardır bir anlam. Ancak üçün anlamını başka yerlerde de arayabilmek lazım gelir. Maddenin “katı, sıvı, gaz” olmak üzere üç hâli vardır. İnsanı oluşturan da “can, beden, ruh” olmak üzere üç unsurdur. Fahr-i Âlem Efendimiz üç kişi yola çıkıldığında birini seçmeyi tavsiye ederken, Şeyh Edebalı hazretleri üç kişiye acınması gerektiğini söyler. Sorgudan imtina edenler için kadim kuraldır, Kur’an’ı üç kez öpüp başa koymak veya yere düşen ekmeği üç kez öpüp baş üstünde tutmak. Neden üç diye sormak dahi gelmez saf iman sahiplerinin içinden. Geçmişten bu yana kural, kuraldır.
Yaşadığımız dünya dahi üç boyutludur; her ne kadar içerisinde iki boyuttan fazlasını yaşayamayanlar olsa da. Üçgen başlı başına bir muammadır. Varlıkta insan “ben, sen, o” dur. Yoklukta “biz, siz onlar”. Okuduğunuz işbu yazı da, diğer tüm yazılar gibi “girişten, gelişmeden ve sonuçtan” ibarettir ki, o sonuca doğru gelmiş bulunmaktayız.
Allah’ın hakkı üç müdür? Bilmiyoruz. Bugünlerde pek çok yerde işitilen bir söz var “Dünya beşten büyüktür” diye. Biz de diyelim ki, dünya üçten küçüktür. Zira üç tek sayıların ilkidir. Pi sayısının tespiti kabil, tamlığı, sonu sıfırla biten sayıları böldüğünde, sonsuz üçlerle hesap sahibini bir döngüye hapsedendir. Bir “ben” iken, üç “biz”dir. Başı, ortası ve sonu olan her şey, tıpkı dünya gibi, tek bir hakikatten küçüktür. Üç de, beş de birdir aslında gözümüzde ve “bir olan” dışında her şey ondan küçük, “BİR ve TEK olan” her şeyden büyüktür!



