Duyg-ussal Yaklaşım

Bir olguyu dilimize sokan yabancı dilde sadece konuşabilmek değil, kullanılan kavramları anlamlandırabilmek de o konu hakkında fikir yürütebilmek açısından elzemdir. Son dönemde gündemi her ne kadar, yabancı dil, yabancı dilde eğitim gibi suni ölçütler üzerinden tartışsak da, yaşadığımız dünyayı anlamlandırmak için farklı dilleri, kelimelerini, kelimelerinin oluşum şekillerini anlayabilmek medeniyet yarışında kendimize yer bulmak için gerekli bir adım. Bütün bunları aşağıda karşılaşacağınız bir takım İngilizce terimleri garipsememeniz için izah etme mecburiyeti hâsıl oldu. Şimdi hâlâ revaçta mıdır bilmiyorum ama bizim çocukluğumuza IQ ve IQ testleri pek revaçtaydı. İnsan kendi geçmişini, tek geçmiş olarak anımsamak hatasına sık düştüğü için geçmişte bıraktığı kavramlar, onun için şimdiye ve geleceğe taşınamayabiliyor bazen. Peki, neydi bu IQ? “Intelligence Quotient” yani zeka katsayısı. Belki de bu kavramı sadece geçmişimle içselleştirdiğim için bu kavramın açılımını hep “Intelligence Quality” yani zekâ kalitesi olarak yorumladım. Genel itibariyle bakarsak, içgüdüsel olarak doğru sonuçlara varmış olduğum kanaatindeyim.

Bununla birlikte IQ’nun açılımının Türkçe’ye çevrilirken geçirdiği dönüşüm ise epey ilginç. “Entelektüel Zekâ”. Şimdilerde pek revaçta mı değil mi bilmiyorum; ancak bizim okuduğumuz yıllarda, okulları sınıfları teker teker gezip IQ testleri yaparlardı. Zekâ seviyesini ölçmeye yarayan bu testlerin, entelektüel birikimi ölçme açısından hiçbir geçerliliği yoktu. Kaldı ki, birbiri ardına gelen farklı şekillerde, bilmem kaçıncı sıraya hangi şeklin geleceğini bularak, entellektüelite ile iç içe olan felsefe, tarih, edebiyat okurluğunun o yaşlarda oluşması pek rastlanan bir şey olmadığı gibi, bu disiplinlerin de doğru şekli bularak, zekâmızın düzeyine bir rakamla karar verilmesi noktasında yardımcı olması fikri pek makul değildi. Yetkili arkadaşların çeviri konusunda diyecekleri vardır elbet; ama IQ’nun ardından gelen EQ yani “Emotional Quotient” kavramını duygusal zekâ, SQ yani “Spiritual Quotient” kavramını ise ruhsal zekâ olarak çevirerek bu katsayıları toplumca ısrarla “Zekâ” üst başlığı altında tanımlamaya çalıştık.

Kavramı üreten ecnebiler başlangıçta bir olgunun katsayısını test etmeye yarayan kavramlar icat edip daha sonra onu çevirerek elde ettiğimiz kavramlara hızlıca “zekâ” yaftasını yapıştırmamızı anlamamış olabilirler. Ecnebi yetkililer dediler ki; EQ’sü yani duygu katsayısı yüksek olanların bu katsayısı IQ’lerini yani zekâ katsayılarını da etkiler. Sonra bu kavram da yetmemiş olsa gerek, SQ yani ruhsal katsayıya, IQ ile EQ’nün toplamı dediler. Aslında yabancı dilde düşündüğümüzde, bu kavramları oluşturanların zihin işleyişinde, Ruhun, zekâ ile duygunun katsayıları toplamı olduğuna ilişkin bir yargı ortaya çıkıyordu. Bizde olduğu gibi zekâ bir üst küme değil, kümenin içindeki elemanlardan yalnızca birisiydi.

Kavramların içini dolduran ana anlamı terk edip, başka anlamlarla dolup taşmasının hakikate ulaşmayı geciktirdiğini düşünüyorum. Ancak burada itirazın doğru çeviriye değil, kavramın oluştuğu, ilk görüldüğü, ait olduğu dilde düşünme becerisi olmayışına yapılması gerektiği görüşündeyim. Yabancı dilde düşünmeden kastedileni basit ve bilinen bir örnekle açmam gerekirse, “I see” örneğini ele alabiliriz. Ecnebi bunu “anlıyorum” anlamında kullanırken, motomot çevirisi “görüyorum” olarak belirir. Kültürel anlamda, AR-GE anlamında, gelişim, adalet ve pek çok kıstasta bizden adımlar boyu önde olan bu yetkili arkadaşlardan üstün olabileceğimiz bir yan varken bu ana anlamları kolaycı çevirilerle kaçırıyor olma hissinden kurtulamıyor oluşumuza üzülüyorum. Hamasi duyguların, yabancı dilde de düşünebilme becerisi geliştirmesi şart olan Türk çocuğu ve gencini sadece kendi lisanını anlama mecburiyeti içine hapsediliyor. Dünyanın dilini konuşmanız yetmez, o dilde anlayamazsanız, o dilde ticaret yapamazsınız. O dilde ticaret yapamazsanız, pahalıya alır, ucuza satarsınız. Üretmez, tüketirsiniz. Hem de tamamen tükenene kadar. Bu da köylü kurnazlığını, ahlâk dışı zekâyı, duygusal tepkileri tetikler.

Mesela, onların sürekli etrafında dönüp durdukları ve katsayı kavramını “zekâ” olarak kodladığımız kavramdan farklı ama ona alternatif olarak kullandığımız “akıl-us” kavramını ele alalım. Dilimiz de kullanımla gelişen bir durum sonucu; zekâ doğuştan sahip olunan, akıl ise kullandıkça geliştirilen bir olgu olarak kodlanmıştır. Bununla birlikte akletmek kavramıyla bağdaşmayan bir hâl de vardır haritanın doğusuna doğru ilerledikçe karşılaştığımız. O da duygusallıktır. Bizim dilimizde duygularıyla karar vermek ile aklıyla karar vermek tam anlamıyla olmasa da, içerik itibariyle birbirinin zıddı sayılabilir. Duygusallık, acılı türkülerde, arabesk tavırlarda, mağduriyet psikolojisinde ve celladına âşık olmakta bir numara olmamızın en görünen ama en gizli sebebi. Duygularla karar vermek veya “ülkemizde anlaşıldığı şekliyle duygusal zekâ” benim nazarımda sırf bu sebeplerden dolayı tam bir safsata. Safsata olması sebebiyle de “duygularla karar vermek” kökten yanlış değil, ama doğruya ulaşmak yolunda yanlış verileri kullandığımız anlamına geliyor.

Elbette duygusuz olalım demiyorum. Hayatta duyguların devreye girmesi gereken yerler olmalı. Ancak duygu daha çok kontrol edilmesi gereken bir şey. Duygusal değil, “duyg-ussal” yaklaşmak lazım konulara. Yani duygularımızı muhafaza ederek, ussal-akılcı davranmalıyız. Bugüne kadar böyle davranmakta toplum olarak ne yazık ki pek eksik davrandık. Anlık öfkelerle, hırslarımızla, akletmeden, duygularımızın esiri olarak onlar nereden eserse oradan esip, nereye çekerse oraya gittik.

Bu hâlimiz de, literatüre IQ, EQ ve SQ’dan sonra AQ’yu sokmamıza sebep oldu. Öyle ki akıldan uzak her diyalogun sonuna istem dışı bir imza gibi AQ koyan insanlar sardı etrafımızı. Karartmayın hemen zihninizi, küfür mü ediyor bu adam bize diye. AQ yani “Abnormal Quotient” daha da açığı “Anormallik katsayısı”, daha kolaycı çevirisi “Anormal Zekâ”. İşte, o zekâ sanılan katsayıdan en çok bizim milletimizde var. IQ’dan SQ’yu çıkartıp, EQ ile toplayınca, yani zekâdan ruhu ayıklayıp, üzerine duyguyu bol bol bastırınca elde ediyoruz bu AQ’yu. Pek de mutluyuz hâlimizden. Çünkü güzel akıllarımızı, zekâlarımızı başkalarını dolandırmaya, kanunların boşluklarını kovalamaya, bireysel eşitsizliği körüklemeye, güçlü olmaya, muktedir olmaya, ezmeye, yok etmeye, çalışmadan çalıştırmaya, emeksiz zengin olmaya, daha zengin olmaya, daha da çok zengin olmaya ve bütün bunları yaparken hiçbir erdem ve ahlâka sahip olmamaya adadık. Tam da bu yüzden ve tam da şimdi her şey güzel olacak dendiğinde, gerçekten her şeyin güzel olacağına inanıyoruz. Her zaman ki gibi duygusal reaksiyon gösteriyoruz.

Eh çıkalım şimdi işin içinden AQ!

* Bu yazı Balta Dergi Haziran 2019 sayısında yayımlanmıştır.

En Çok Okunanlar

Diğer Başlıklar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz