“Kurdun öldürdüğünü, karga yer”Türk Atasözü
Üstelik Samwell’in yolculuğu ile hem Duvar’ın ötesine, hem de Daenerys’in ejderhalarına dair kimsenin bilmediği sırlara vakıf olacağınız izlenimini veren bir gerilimi de beraberinde getiriyor kitap. Üstat zinciri dövmeye giden Samwell’in yanı sıra, Sansa Stark ile Serçeparmak’ın Westeros’un kaderini değiştirebilecek ittifaklar içerisinde saman altından su yürütme çalışmaları ile Arya Stark’ın kendinden vazgeçerek demir bir sikke ile uğrunda yola çıktığı hedefe ulaşmak üzere olması, Martin’in kurgusunun tek seferde oturduğunuzda kafanızda toparlayamayacağınız bir genişliğe ulaşmasına sebebiyet veriyor. Bu kitabı okuyana kadar, Martin’in kurguyu bir şekilde toparlayacağına olan inancım hiç sarsılmamıştı. Ancak seride ortaya çıkan değişikliklerle birlikte yazarın seriyi toparlayamayacağına veya seriyi bir nihayete erdirse dahi bahsettiği karakterlerin hikayelerinin havada kalacağına ve bir kısmına ne olduğunu hiç öğrenemeyeceğimize dair bir algı oluştu bende. Serinin son kitabını okumuş olmanın getirdiği bilgiyle, Martin’in parça parça, yeni tanıştırdığı karakterleri ortadan kaldırdığını söyleyebilirim. Buna karşın önemli bir eleştiri olarak, örneğin üçüncü kitapta okuduğunuz bir karakterin hali hazırda havada kalmış bir şekilde bırakılmış olabileceği gerçeğiyle yüz yüze kalabiliyorsunuz. Yazarın serinin altıncı kitabı için 1500 sayfadan fazla yazmış olduğunu belirtmesi karşısında, yazım hızı da düşünülürse; serinin dizisi bittiğinde henüz yedinci kitabı çıkartamamış olması ihtimali de epey artıyor. Kaldı ki Martin’in verdiği röportajlarda dizinin, kendisini “yazmak konusunda baskı altına aldığını itiraf etmesi”, kendisinin ölmesi halinde serinin akıbetinin ne olacağını soran okuyuculara, belki biraz da haklı bir tepkiyle “F.ck those people” yani canları cehenneme(!) demesi de, içten içe serinin yarım kalacağına dair bir his oluşturuyor içimde. Serinin bu kitabı ile birlikte, geçmişte ölmüş olan karakterlerin seriye tekrar dahil olma ihtimalini de işin içine katarsak, bu zamana kadar hayal dünyasının genişliği ile bizleri şaşırtan Martin’in çuvallama ihtimali de mevcut. Pek tabii tıpkı diğer büyük yazarlar gibi bizleri olduğumuzdan daha şaşkın ve hayret içerisinde bırakması da muhtemel. Kargaların Ziyafetinde Jaime, Cersei, Sansa, Arya, Arianne gibi karakterlerin bakış açısından, acaba Demir Taht’a kim sahip olacak sorusunu sormamıza sebebiyet veren olay örgüsünün yanı sıra, dizinin son sezonunda kitapta yer almayan sahnelerin ortaya çıkmasıyla; Duvar’ın ötesinde ne olacağı, Daenerys’in Meeren’deki iktidarını sağlama almak için neleri feda edebileceği, Dorne hanesinin Targaryenlere sadık olmak adına, Westeros’ta dengeleri değiştirip değiştiremeyeceği ve Victarion Greyjoy’un yeni hadiseler doğuracak yolculuğunun kurguya nasıl etki edeceği şu anki haliyle tam bir muamma.
Karakterlere geldiğimizde, yazının başından bu yana dile getirdiğim üzere, Tyrion, Daenerys, Jon gibi seriyi sürükleyen karakterlerin bakış açısına dair sadece ufak ipuçlarına sahip olabiliyoruz. Bununla birlikte, Starklar açısından umudun tükendiğinin düşünüldüğü bir anda, Sur’un ötesinde, Arryn vadisinde, Braavos’ta ve bir ihtimal Manderly’lerin himayesine gireceği düşünülen Rickon’un şahsında gittikçe spekülatif umutlanma emareleri var. Tabi Arya’nın artık bir ismi olduğunu ve Stark olduğunu unutmakla yüz yüze geldiğini düşünürsek onun hikayesinin nasıl sonlanacağı veya ana kurguya nerede bağlanabileceğini kestirmek zor. Sansa’ya gelince yanında Serçeparmak olduğu sürece, bir şekilde serinin sonuna kadar ayakta kalacağa benziyor. Elbette Martin’in feminist eğilimli bir yazar olduğunu düşünürsek belki de kendisini Kışyarı’nın hanımefendisi olarak görmemiz mümkün olabilir. Gerçi tahminde bulunurken biraz da serinin şu ana kadar yayınlanmış olan kısmını bitirmiş olmanın verdiği bilgileri de kullanıyorum, yine de elimden geldiğince okuma keyfinize ket vurmamaya çalışıyorum. Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin kurgusu ismi üzere iki ana hikaye üzerinden yürüdüğü için okuyucunun genel ilgisi Sur ve Essos etrafında toplanmış durumda. Serinin çıkacak olan kitapları ile ilgili geniş bilgiyi önümüzdeki ay, Ejderhaların Dansı kitabında bol bol yazacağım için, şimdilik Buz ve Ateşin Şarkısı isminin serinin kaderi olduğunu söylemekle yetinmeliyim. Kargaların Ziyafeti bahsettiğim bu husus nedeniyle seri boyunca hikayenin hem buz, hem de ateşten en uzak olduğu kitap. Daha çok olayın gidişatını veya kurguyu daha lezzetli, girift ve geniş alt yapıya sahip kılmak maksadıyla yazılmış gibi. Zira kitapta bakış açılarından olayları seyreylediğimiz karakterler, ana kurguya etki etmekle birlikte, Westeros’un ve Martin’in dünyasının kaderini değiştirebilecek veya o yönde kararlar verebilecek durumdaki karakterler değil. En azından seride bu zamana değin o güce sahipmiş gibi gözüken karakterlerin de, bu kitapla birlikte etkinliklerini yavaş yavaş kaybettiğini görebiliyorsunuz. Her ne kadar Dorne, Demir Adalar ve Boltonlara dair geniş bilgi edindiğimiz kitaplar olsa da, Martin’in bu zamana kadar ki anlatımından yola çıkarak, bu hanelerden ve topraklardan çıkmış karakterlerin kurgunun gidişatını değiştirebilecek karakterler olduğuna inanmıyorum. Sadece Victarion Greyjoy için bir parantez açmayı ve akıbetinin ne olduğu belli olmayan Aeron “Buharsaçlı” Greyjoy’un yeniden ortaya çıkıp çıkmayacağı hususlarına ilişkin geniş bir çekince bırakmayı da uygun görüyorum. Zira Daenerys’i kendisine eş alma maksadıyla yola çıkan Victarion’un elini kuvvetlendirebilecek bir kaç ayrıntıyı da bu kitapla öğreniyoruz.
Westeros’ta artık tam bir muamma var. Kitabın adı da bu doğrultuda çok manidar. Yedi Krallığı tarumar eden olaylar dizisinin ardından, Demir Taht’ta dahil bütün Westeros kargaların ziyafetine açık bir leş haline gelmiş durumda. Peki bir sonraki kitapla bu muamma biraz daha çözülecek mi? Yoksa olduğundan daha da karmaşık bir hale mi gelecek?
Onu da kısmet olursa, önümüzdeki ay tekrar buluştuğumuzda anlatacağım.



