Sen, evet sen arkadaşım sana sesleniyorum. Hani söz konusu seçime tabi bir şey olmasına rağmen, senden farklı seçimler yapan insanı sürekli aşağılayan sen. “A” dediği için aptallıkla, aymazlıkla, cahillikle “B” dediği için teröristlikle, hainlikle, vesayetçi olmakla suçlayan sen. TV sayesinde evinin odasına, akıllı telefonla helaya kadar soktuğun siyasetle gururlanan sen. Sürekli saf oluşturmaya, etiketlemeye, parmakla göstermeye, sosyal linç girişiminde bulunmaya çalışan sen asıl hain, terörist, cahil ve aptalsın. Oy kullanmak ile taraf olmanın bambaşka şeyler olduğunu, insanların zaman zaman tarafı olduğu doğrultuda değil de, kendisine yakın hissettiği karara doğru oy kullanabileceğini çok iyi biliyor olmana rağmen insanları taraf olmaya iten şeyler yazıp duran sen asıl hain ve aptalsın. İnsanları sınıflandıran, ötekileştiren, ayrıştıran sen terörist ve cahilsin.
Bana orta yolcu, idare-i maslahatçı gözüyle bakan sen ve senin gibilerle uğraşmaktan, yazdıklarınıza kıymet verip okumaktan da çok yoruldum.
Ben orta yolcu değil, cepheciyim. Türk’ün ve Türkiye’nin tarafında olanım. Türk tanımım da, çoğunuzun anladığı kapsamda Orta Asyadan ata binip, sağını solunu keserek sonunda Anadolu’ya yerleşmek zorunda kalmış bir medeniyet tanımını içermiyor. Bu kültürün unsuru olan ve kendisini farklı etnik kimlikle adlandırarak farklı hisseden her unsur benim için bu tanımımın içerisinde. Öyle mozaik falan da değil, bildiğin yekpare bir şey işte de, birileri sana bölün dedikçe bölündüğün, çözül dedikçe çözüldüğün için Türk denildiğinde aklına bir tek Türkmen geliyor doğal olarak.
Bu zamana kadar, bu memleketin iç cephesi çökmesin diye, birlik olalım, nedenleri değil sonuçları tartışalım, gelişmeye ilerlemeye çalışalım, boş verin canına yandığımın siyasetini diye bu yüzden yazıyorum sürekli. Sizi her iki yanından da siyasetin içine çeken insanlardan uzaklaşın. Kendi oyuna, kendisi karar verebilecek yaşta insanlara seçim propagandası yapmaktan daha büyük hakaret yoktur unutmayın. Bu, vatandaşa “sen bu yasal düzenlemeleri okuyup anlayabilecek pozisyonda değilsin o yüzden ben sana neden “a” neden “b” oyu vermen gerektiğini dikte edeceğim” demektir. Memlekette, başından beri konuşulmayan en büyük sıkıntı da budur.
Seçkincilik suçlamasıyla sürekli üstü örtülen hakiki tartışma nesnesi; “ya bu adamlar gerçekten yapılan yasal düzenlemeleri okuyup anlayacak seviyede değillerse ne yapacağız” mefhumudur. Madem bu insanlar bu düzenlemeleri anlayacak, karar verebilecek olgunlukta değildirler, o halde neden bu düzenlemeler halk oyuna açılır? Yok madem herkes karar verebilecek olgunlukta ise o halde niye sürekli birbirinize propaganda yapıyorsunuz? Neden her iki yönüyle de, her iki karar neticesi de ülkenin geleceği için çok önemli diye konuşulmasına rağmen, hem argümanları, hem düşünceleri futbol fanatizmine çeviriyorsunuz?
Her partiden pek çok gencecik erkek ve kadın, hiç yaşamadıkları mağduriyetlerin, kendilerine yapılmış propagandalarının etkisiyle, bu mağduriyetler üzerinden birbirine saldırıyor sosyal medyada. Yarın bu çocuklar birbirlerine sokakta saldıracaklar. Nitekim “b” oyu verenleri sokakta silahları ile bekleyenlerden tutun da “a” oyu verenlerle sohbeti, alış verişi keseceğini, aç kalsa bir lokma ekmek vermeyeceğini söyleyenlerle doldurdunuz ülkeyi.
Bu kafayla oylarınızı kullandıktan bir süre sonra içinde oturup birbirinizin yüzüne utanmadan bakabileceğiniz bir ülke kalmayacak. Gerçi ar, utanma diye de bir şey kalmadı zaten. Birbirine söven insanlar artık hiç çekinmeden; “ya siyaseten öyle şeyler söyledim, yoksa seni severim bilirsin” diyebilecek kadar yüzsüzleşebiliyor. Dün de dedim. İstesem siyasetin kralını yaparım da… Ne gerek var? İnsan gibi sanattan, tarihten, kültürden, bilimden, güzel resimlerden, duygulandıran şarkılardan, paylaşılası mutluluklardan, kitaplardan, sinemaya gelen filmlerden, memleket hikayelerinden; seni komşularınla, arkadaşlarınla, akrabalarınla, meslektaşlarınla ayrı oy kullanmış olsan dahi bir tutkalla yapışmış gibi bir arada tutan bağlardan, hayattan bahsetmek dururken,
Siyaset yapmaya ne gerek var?



