Batı Sinemasının Doğu Kompleksi

Beyazperdenin mucizeleri, tıpkı birçok ülke gibi bizlere de batının yolları ile ulaşmıştır. Tıpkı matbaanın icadında olduğu gibi sinemanın icadı da mucidi olan batılı toplumlardan bizlere peşi sıra mucizeler ve akıl almaz propaganda yöntemlerini de peşi sıra enjekte ederken, bizlerse sinemanın pirleri olan batıya perdeye birşeyler yansıtmak açısından çoğu kez muhtaç olmuşuzdur. Sinemasal bir devrim olduğu zaman bu çoğunlukla hep batıdan geldiğinden mi bilinmez; görsel efektleri, hayal gücünü zorlayan senaryoları, hayranlıkla izlediğimiz oyuncuları hep batıdan zihnimize ihraç ederek geçirmişizdir sinema serüvenimizi.

Fakat bu serüven bizlere her zaman iyi deneyimler sunamadığı gibi, çoğu zaman bizleri ve bizim gibi toplumları karşısına alan bir anlayışı geliştirmiş, hatta doğulu toplumlara sırf haritada daha doğuda oldukları sebebiyle dahi kompleks ihraç etmişlerdir. Batı sinemasının yaratmış olduğu bu kompleks sinemayı yine kendi icatları olan popüler kültürün bir numaralı sözcüsü olarak görmelerinden ve zaman zaman ulusal, zaman zaman bölgesel propaganda ihtiyaçlarını gidermeyi istemelerinden olsa gerek karşımıza zayıf, ezilmiş ve işe yaramaz bir doğulu toplum figürü çıkartılmıştır. Özellikle Hollywood yapımlarında kah bizzat dalga geçilen, kah bilinçaltı propaganda yöntemleri kullanılarak sırasıyla şu an bir kısmı doğuda gözükmese de Afro-Amerikanlar, Araplar, Meksikalılar, Latin Kökenliler, Hindular, Uzakdoğu menşeili insanlar ön plana alınmış, yoğunlukla da komedi filmlerinde dalga geçilen hatta sırf dahil oldukları etnisite dahi belirli bir kesim tarafından gülmeye değer bulunduğundan aşağılama unsurları haline getirilmişlerdir.

Ülkemiz açısından bu buhranın en yoğun yaşandığı ve olayı bizzat yaşayan şahsın dahi doğrulamadığı bir Geceyarısı Ekspresi faciası vardır ki, özellikle son yirmi yılda ülkenin her kademesinde kendini gösteren aşağılık kompleksinin beyazperdede ki ilk adımı olarak hafızalardaki yerini korumuştur. Kültürel emperyalizmin birincil şartı olan mevcut kültürün ezilmesi görevini de elbette sinema yapımcılarının üstüne yıkmak abesle iştigal etmekten başka bir şey olmaz. Fakat bu konudaki adresin, günümüz teknolojisi ve olanakları açısından değerlendirildiğinde, neredeyse eline geçen her kitle iletişim olanağını psikolojik harp silahı olarak kullanmaktan çekinmeyen gizli servisler olduğu ve sinemayı dahi bu amaçla kullanıyor olduğunu görmemekte büyük bir gaflettir.

Bu konuda Pentagon ofislerinde aldığı rötüşlarla gösterime giren Kara Şahin Düştü, Rambo 4 ve türevi bir çok film temelinde, 80’lerde komünizmi, 90’larda kültürel değerleri ve günümüzde ise toptan bakış açısıyla ele alındığında Batı karşıtı Doğu ahalisini psikolojik taraf olarak ilan etmiştir. Yüzyıllardan beri süregelen ve nihayetinde günümüzde kendisine Medeniyetler Çatışması başlığı altında kimlik bulan etnisiteye, kültüre veya değerlere dayalı komplekslerin; yine toplumların kültür özelliklerini genotiplere benzer şekilde gösteren en önemli vasıta olan sanatın içerisinde böylesi bir kapışmaya yer vermesi geleceğimiz açısından ürkütücü bir hal almaktadır.

Durum endişe vericidir çünkü daha önceki bir çok yazıda ısrarla belirttiğim üzere sinemanın eğlendirme ve toplumsal kültür yapısını himaye etme görevi artık yerini toplumların karakterlerini ve komplekslerini yansıtmaya başladığı kuru gürültü eserlere bırakmıştır. Örneğin yeni bir film olmasın ki, filmde sokaklarda büyüyen bıçkın serserinin etnik kökeni bir arap ülkesine veya afrika ülkesine dayandırılmasın. Ya da bir film olmasın ki içerisindeki bakış açısı; tek, hıristiyan ve batılı bir bakış açısı olmasın. Batı ülkelerinin çoğunun (Fransız, Alman, Amerikan Sinemaları) sinemasında alt seviye kültür değerlerine sahip olduğu iddia edilen karşıt bir güruh veya o güruha bağlı sorunlu karakterler türetilmiştir. Bu da zamanla sinema yoluyla kültür ve kompleks enjeksiyonunu peşi sıra getirmiştir. Tıpkı bir ilacı damardan serumla almak gibi; yeni yetişen nesil ve o neslin oluşturduğu toplum da içerisinde ilaç yerine zehir bulunan serumları damardan değil fakat görsel ve işitsel duyularından almaya başlamıştır.

Rönesans dönemiyle başlayan ve doğu milletleriyle kendilerini soktukları kıyas yarışının getirdiği kompleksten o gün heykeltraş ve ressamlarla çıkan batı, aynı silahı bu dönemde de kullanmaktan çekinmeyecektir ve çekinmiyordur. Üstün ekonomilere ve siyasi yapılara sahip olmalarına rağmen, müzelik görülmeyen bir kültüre sahip olamamalarının kompleksini yine kendi geliştirdikleri ikincil bir rönesansla ve bu defa sinemayla gün yüzüne çıkartmışlardır. Bu ikinci rönesansın ise, bilim ve ilerleme de geri kalışını heykellere ve resimlere bağlayan toplumlarda ne gibi kültürel boşluklar yaratacağını veya ne kadar sağlam çıkacaklarını göstermesi için zamanın akıp gitmesinden başka yapacak bir şeyimiz yok.

*Bu yazı 2009 yılında Sinemalife.com dergisinde Sinemahzen adlı köşede yayınlanmıştır.

En Çok Okunanlar

Diğer Başlıklar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz