Sabah kalkıp bir bakmışsın, üçüncü dünya savaşı çıkmış. Ne tuhaf olur değil mi?
Belli ki emperyal efendiler, mevcut küresel kaynakların günümüz nüfusuna daha fazla yetmeyeceğini, kapitalizmin de, çoğalan nüfusa karşın iktisadi yapıları ilanihaye devam ettiremeyeceğini sonunda anladılar. Bu da demektir ki, düşük yoğunluklu çatışmalarla dünya nüfusunu dengeleme çalışmaları projesi istenen verimi sağlamıyor. “Dolayısıyla toplu temizlikten bahsedilebilecek küresel bir savaş fena olmaz” diye düşünüyor olabilirler. Sakın öyle yok reel politik, yok ülkelerin siyaseti falan diye yorumlar yazacağımı zannetmeyin.
Olası bir savaştan sonra, savaşa karar verenler, barış anlaşmalarını imzalarken; geride kalan 3 milyar insan da, “yaşasın savaş bitti” diyerek onları alkışlayacaklar. Üstelik bu 3 milyar insanın %80’i savaş sonrası açlık, hastalık ve benzeri bütün belaların pençesinde kıvranacak ve çoğu da ölecek. Ne kadar kötü bir senaryo değil mi? Ama senaryo değil. Mikro ideolojilerimiz ile çok haşır neşir olduğumuz için beşer denen pis mahlukatın ana yaşama alanımız olan gezegeni mahvetmekte olduğunu pek fark edemedik.
Sadece “İdlib” gibi yerlerde insanlık suçu işleniyor zannediyoruz. Oysa Afrika’da, Çin’de, Kuzey ülkelerinde, Rusya’da, ABD’de her gün, hatta her saat insanlık suçları sizlerin gözlerinizle, kulaklarınızla katlanamayacağınız kadar iğrenç şekillerde gerçekleşiyor. Hatta arka sokağınızdan gelen o çığlıklar var ya, muhtemelen o da müdahale edemediğiniz bu beter, rezil insanlık suçlarından birisinin sonucu. Buna karşın, kek yapmaya karşı geliştirmiş olduğumuz aşırı sevgiden, dünyayı kalıplarla anlama inadımız devam ediyor. Çünkü halen en temel sorunumuzun milli veya dini bir kimliğe sahip olmak olduğuna inanıyoruz.
Ama ben inanmıyorum. Sorun sanıldığından daha küresel ve insan ırkının kafa üstü çakılışı sırasında, yere doğru yaklaşmakta olan hiçbir bireye “hangi millet veya hangi dindensin” sorusu sorulmayacak. Gerçi İslam inancında çakılıştan sonra bir sorgulama hadisesi var ancak burada anlatmaya çalıştığım şey, başka türlü bir şey. Benim Türk diye tanımlayıp idealize ettiğim şey, “kamil insan” da denilen üstün insan formuna yakınlık gibi hem kültürel, hem ahlaki derinliği olan soyut bir kavram. Olandan çok olması gereken, tarihin, misyonunun, kültürünün çizdiği soyut resim. Fiziki, ırsi bir durumu tanımlamıyorum. Bana göre Türk coğrafyasında hiç yaşamamış bir Aborjin dahi Türk olabilir. Bir insanın Türk milletine mensup olarak doğmuş olması benim değerlendirme ayarlarım açısından onu Türk yapmaz.
Türk milleti dediğiniz kavramın içerisinde; savaşta pusu kurmayı, özgür olabilmek adına komşusunu, sınırını paylaştığı soydaşını öldürmekten çekinmemeyi, çok da erdemli ve ahlaklı olmamayı huy haline getirmiş insanların olduğunu unuttuğumuz için Türk ile Türk milletini karıştırıyoruz hep. Tarihte yazılı şekilde, sözlü şekilde “düşmanına kanmaması” hususunda bu kadar çok uyarılan başka bir millete rastladınız mı sahi? Daha da açalım, bu kadar çok uyarılmasına rağmen, düşmanına bu kadar aldanan başka bir topluluğa rastladınız mı? Zaten rastlayamazsınız, çünkü bu kadar çok aldanmaya rağmen varlığını devam ettirebilmesinin tek sebebi, kriz zamanlarında benim yukarıda aktarmaya çalıştığım “Türk” olabilmesidir.
Türk milletinin fertleri olan ayrı ayrı her Türk, olağanüstü zamanlarda olağanüstü, insanlık üstü davranış ve eylemlere imza atabilirken, olağan durumlarda vasatın da altında kalmayı, ahmaklığın, aymazlığın zirvelerinde gezinebilmeyi başarmıştır. Muhtemelen tam da bu özelliği sebebiyle üçüncü dünya savaşı çıkarsa ya tarihin bu çağına gelene dek defalarca provasını yapıp son anda vazgeçtiği hale teslim olup yok olur, ya da hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde var olur!
Ha bu olanlardan dünya savaşı çıkar mı? Şu an yapılan açıklamalara, geri viteslere veya “bekliyorduk” açıklamalarına, soğutma stratejilerine bakılırsa kaçınılmaz olan savaş biraz ertelenecek. Ama biraz. Zira küçük enişte rolündeki Persler, Fin-Ugor, Ural-Altay ortak yapımı Slav soslu Viking bakiyelerini aslansın, kaplansın diye soslayarak eninde sonunda savaşmaya ikna edecektir. Torunlarımızın, eğer onlara sağlam bir dünya kalırsa ders kitaplarında; “Uçuşan sarı saçlı Amerikan Başkanının Suriye’yi bombalaması ve tüm uygar ulusları Suriye’ye girmek üzere çağırması ile birlikte üçüncü dünya savaşı başladı, her şey aylar içinde olup, bitti” satırlarını okumaları çok yüksek bir ihtimal.
Yıllar sonra yazılacak “Yalan Söyleyen Tarihi S..sinler” (kötü düşünmeyin .. yerine ev gelecek) başlıklı kitapta ise her iki cepheden, beyni sulanmış, dünyanın ve dahi bütün galaksinin etrafımızda bizim için var olduğuna inanan arkadaşların, kendi saiklerine dayanarak “Tüm dünya uluslarının, referandumda çıkacak evet/hayır sonucundan korktuğu için referandumun bir hafta öncesinde dünya savaşı çıkardığı” yönündeki satırları okumaları da pek düşük bir ihtimal sayılmaz. Zira bazı insanların sadece milliyetçiliği mikro değil. Hayatı algılama, anlama ve yaşama seviyesi de makro değerlerin epey bir altında.
Peki çaresi var mı kurtuluşun? Evet. Çare Drogba…



