Türk sineması 2008 senesini rekor yılı olarak geçirdi. Türk filmlerine gittikçe artan bu ilgi, hem gişede hem de festivallerde Türk sinemasının yüzünü güldürdü. Seyircinin gözünde itibarını tekrar kazanan sinemamız, kalite artışıyla da dikkati çekti. Görsel kurgudan, yönetmenlere, senaryolardan, senaryoyu icraya sinemamız basamak atladığını hem beyazperde de, hem de yabancı festivallerde bizlere gösterdi. Ocak ayında seyirciye diğerlerine benzer bir sene geçirtecekmiş gibi açıldı sinema salonları. Biray Dalkıran’ın Cennet filmiyle açılan perdeler, Türk seyircisinin çok ilgi gösterdiği; fakat hala hangi kısmının ne anlattığını anlayamadığım devam filmleri olan Çılgın Dershane Kampta ve Maskeli Beşler Kıbrıs ile seyirciye, “ancak bunu yapabiliriz zaten” dedirtti. Daha da ilginci beklentilerin aksine bu tip eserlerin kalite düşüklüğüne ters oranla yüksek gişe yapması oldu. Çocuk ile B-tipi bir film denemesini gördük, çabayı takdir etmekle birlikte sonuç pek ümit verici değildi. Çağan Irmak’ın Ulak’ı ise finali hariç Ocak ayının en iyi filmiydi.
Bir ay sonra Türk sineması tartışmaları halen devam eden “Recep İvedik” ile tanıştı. Türk sinema tarihinin şimdilik en büyük gişesine sahip olması bir yana hem karakterin tutumu, hem de tartışmaların sinemadan daha çok magazinsel zeminde gerçekleşmesi uzunca süre gündemi meşgul etti. Recep İvedik’in gölgesinde tekrar hatırlamak istemeyeceğimiz ikinci korku denemesi olan Semum, 68 kuşağının değişimi sorgusu sebebiyle pek lezzet vermeyen Son Ders, Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım ve Plajda(!) filmleri bize eşlik etti. Özellikle Bayrampaşa’da mahkûmları gerçek mahkûmların oynaması ve bu işte gayette iyi olmaları haklı bir ilgiyi filmin üzerinde topladı. Bu ayın diğer ilgi çekici filmlerinden biri tempo sorununa rağmen yeni bir yönetmenin doğuşunu müjdeleyen Hazan Mevsimi oldu.
Takvimler Mart ayını gösterirken, Türk sinemasında ibre kaliteye doğru yönelmeye başladı. Kolaycılığa kaçarak gerçek bir olayı ses getirecek bir şekilde sinemada parlatma şansı yüksek olan Girdap bu eksikliğine rağmen Mart ayının en iyi filmlerindendi. Filmin sinema salonlarında es geçilmesi ise, hem seyirci, hem de sinema adına kayıp oldu. Türk/Amerikan ortak yapımı Meleğin Sırları klişe bir konuyla karşımıza çıkarken, Mülteci ve Miras filmleri bu ayın diğer yapımları oldu. Fakat Mart ayında en büyük dikkati Ara filmi çekti. Senenin Türk sineması adına ilk pırıltısıydı.
Baharın gelişi ile birlikte sinema canlanır diye düşünenler yanıldı. Nisan ayında iyi gözüken bir ana konuya rağmen çok kötü işlenmiş bir film olan Peri Tozu ve Mevlana Celaleddin-i Rumi dışında salonlar Türk filmi görmedi. Mayıs ayında O…. Çocukları seyirciyi sinemaya çekmeyi başardıysa da, finaliyle salondan boynu bükük ayrılmalarına sebep oldu. Erden Kıral’ın 2008’deki ilk filmi Bereketli Topraklar Üzerinde yıllar sonra seyircisiyle buluştu.
Yaz aylarına doğru hareketlenen yabancı sinemaların tehdidinden olsa gerek Türk yapımcılar bu aylarda çok az filmi gösterime sunmayı tercih ettiler. Haziran ayında Bir tuğra kaftancıoğlu filmi, Beyoğlu sinemaları ile sınırlı kalsa da ilginç bir deneme olarak etiketlendi. Temmuz ayında ise bir başka ortak yapım olan Made in Europe vardı. Seyirciden ilgi gördü ve beğeni topladı. Ağustos ayında ise Taş Yastık diğer örnekleri gibi ayın tek filmi olarak gösterime girdi.
Eylül ayı ise Türk sinemasına bir başyapıtı kazandırdı. Semih Kaplanoğlu’nun Yusuf üçlemesinin ikinci filmi olan Süt şimdiden başyapıtlar arasına girmeyi başardı. Avanak Kuzenler ve Süper Ajan: K9 filmlerinin yanında dikkat çeken diğer film seyirciye yeni bir Fatih Akın mı doğuyor sorusunu sorduran Tatil Kitabı filmi oldu.
Havalar soğumaya başlarken Türk sineması büyük bir atağın içine girdi. İddialı ve ses getiren yapımların olduğu bir aydı Ekim. Sonbaharın kasveti kendine Üç Maymun içerisinde yer buldu. Cannes’dan en iyi yönetmen ödülünü alıp gelen film ülkemizde gösterime girdi ve yönetmenin sinema anlayışı ve anlatımına alışık olmayan Türk seyircisi tarafından tahmin edildiği gibi pekte ilgi görmedi. Futbol ve aşk temasını aynı filmde eriterek bir romantik komedi filmini önümüze seren Aşk Tutulması medyada da büyük ilgi gördü. Devrim Arabaları ile yeni nesil için tarihimizin bütünüyle muallâk olduğu bir döneme dönüş yaparken, Vicdan filmi ile hem görsel teknikle duygu işlenmesine, hem de oyunculuklara hayran kaldık. Cumhuriyet Bayramı ile birlikte sinemalara peşi sıra getirdiği tartışmalarla “Mustafa” düştü. Ülkeyi neredeyse ikiye bölen belgesel ilk haftasında yakaladığı yüksek gişeyle 1 milyon kişiye ulaştı. Fakat tartışmaları ile birlikte sessizce ortadan çekildi.
Türk sineması Ekim ayından devreden filmlerin etkisinden henüz çıkmamışken senenin sayıca en fazla filmi Kasım ayında gösterime girdi. Karakter işleme de kararsızlığı dikkat çeken Son Cellât’ın devamında gişe de 4.474 izleyiciden fazlasını bulamayan Nekrüt vardı. Güneşin oğlu filminde Sağlam oyuncu kadrosu harcanırken, Gitmek filminde ise başrol oyuncusunun bir filmi sırtında taşıdığına şahit oldu seyirciler. Fırtına ve bir Testere komedisi olarak gösterime giren Destere filmi Gani Müjde’nin yönettiği Ata Demirer’li Osmanlı Cumhuriyeti, Nesli Çölgeçen’in duygulara dokunan belgesel-filmi Son Buluşma ve özellikle bayan izleyicilerin büyük beğenisini toplayan ve hala büyük beğeniyle seyirci çeken Issız Adam bu ayın diğer filmleri oldu.
Aralık ayı seyirciyi komediye doyuran bir ay oldu. Sağlam bir strateji ile bayram tatiline denk getirilen A.R.O.G ve Muro gişeleri doldurup taşırdılar. Özellikle Aralık ayının ilk dönemi sinemalar dolup taştı. A.R.O.G un gölgesinde geçeceği düşünülen aralık ayı yine de kendini çabuk silkeledi. Gösterimde yüksek gişe yapmış olsa da bir G.O.R.A etkisi yaratamayan devam filminin etkisi geçer geçmez, Abdullah Oğuz’un Sıcak filmiyle baş başa kaldık. Tuğba Özay’ın tecavüz sahneleri etiketiyle ses getirmeye çalışan Saddam’ın Askerleri filmi ise işi magazine vurmakla beraber 2009 un ilk haftalarında beklediği seyirciyi çekemeyecek gibi gözükmekte. Fatih Ürek ve Aysun Kayacı’nın rol aldığı Şeytanın Pabucu aralık ayında gülmeye ara verilmeyeceğini gösterdi. Yağmurdan Sonra ve Sonbahar ise Türk sinemasının 2008’de ki son filmleri olarak hikâyesini anlatmak için beklemede.
2008 yılına genel olarak bakıldığında, Türk sinemasında hala en fazla ilgi çeken yapımların komedi yapımları olduğunu söylemek isabetli olacaktır. Film yapım ve yönetiminde belirli bir kalite ve standardın üzerine çıkmış olmakla birlikte, gişede başarı sağlayan her film için ne yazık ki başarılı diyemeyeceğimiz de bir gerçek. Pazarlama stratejisi olarak cinsellik ve yüzeyselliği kullanarak sadece para kazanmayı amaçlayan yapımların önümüzdeki senelerde yerini daha kaliteli yapımlara bırakacağını sadece umut edebiliyoruz. Umut edebiliyoruz çünkü bu tip yapımların gişelerde neredeyse canavarlaşması sektördeki yapımcıları gerçek anlamda “sinema” eserlerine yöneltmekten alıkoyuyor. Bütün bunlara rağmen kesin olan bir şey var ki 2009 Türk sineması için büyük adımlarla geliyor.
* Bu yazı e-dergi olarak çıkan Sinemalife Ocak 2009 sayısı haber bölümü için kaleme alınmıştır.



